• BIST 118.399
  • Altın 396,722
  • Dolar 6,8544
  • Euro 7,7918
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 18 °C

DARAĞACINDA BİR BAŞBAKAN İKİ DE BAKAN

Ömer Emir DOĞAN

 

DARAĞACINDA BİR BAŞBAKAN İKİ DE BAKAN

(İDAMLARIN İÇYÜZÜ)

 

Halkın en büyük desteği vermesine, çok partili hayatın en yüksek oy oranlarını almasına rağmen; yine halkın, seçtiklerinin arkasında duramamasından cesaretle başbakan ve bakanların asılması üzerinden acılı 60 koca yıl geçti. Bugün dahi biti kanlandıkça yine darbe ile kan ile tehdit eden zihniyetin idam ettiği Başvekil Menderes’i, Zorlu ve Polatkan’ı, insanımızın kâhir ekseriyeti hayırla yâd ediyor. Allah C.C; taksiratlarını af, mekânlarını cennet, makamlarını âlî, çektiklerini de günahlarına kefaret eylesin. Darbecileri ve darbeci zihniyeti de ebter ve beter eylesin. Görüyoruz ki bunların aile efradından bugün hayatta olan bazı “Ataklı Canlar” hâlâ bu teraneden çalıyorlar.

 

Evet, 60 yıl önce bir darbeyle başbakan ve bakanlar asılmış o zamanın halkı da gerekli tepkiyi gösterememişti. Beklenen tepki bu darbeden 55 yıl sonra 15 Temmuzda ancak gösterilebildi. Daha dün denebilecek bir uzaklıkta Mısırda da halkın yarısından fazlasının oyunu alan Mursi, yine darbeci bir güruh ve destekçileri demokrasi havarisi batılılarca görevinden alınıp zindanlarda işi bitirildi. Mısır halkı bırakın hakkıyla tepkiyi neredeyse yarısı darbecilerden taraf oldular. Belki geçmişte de bizim halkımız bugünün Mısır’ı gibi, türlü dalaverelerle böyle pasifize edilmiş, aldatılmıştı.

 

Maalesef darbelerin ve darbe girişimlerinin eksik olmadığı, jakobenist cuntacıların soyunun kurumadığı topraklarda yaşıyoruz. “Tarihimizde, Osmanlı döneminden Cumhuriyet dönemine çok sayıda “siyasi idam” olayları yaşanmış, bunlar içinde gündemi en çok meşgul eden ve tartışılan 27 Mayıs 1960 darbesi sonucu eski Başbakanlardan Adnan Menderes, Eski Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve eski Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın idamlar olmuştur.” (s:5)

 

“Üstelik, haksız yere yapılan 27 Mayıs darbesi, kendisinden sonraki haksız yere yapılacak darbeler geleneğinin de bir başlangıcı olmuş, özellikle Türkiye’nin yönetimine 125 yıllık bir gelenekle hâkim olan “Seçkinci – Devletçi – Devrimci” yönetim kadrolarının “asker ortakları” na inhisar eden darbelerde, askerlerin hiçbir zaman geçerli olmayacak olan “Biz ülkeyi sivillerden daha iyi idare ederiz” mantığı bütün darbelerin ana sebebi olmuştur.”  (s: 5-6)

 

Meşum 27 Mayıs Darbesi sonrası, “Yassıada Mahkemesi Kararları 15 Eylül 1961’de açıklandı. TCK 146/1 Anayasayı ihlal ve 188. Madde şiddet kullanmaktan idam cezası verilen 14 kişi şunlardı: Celal Bayar, Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu, Hasan Polatkan, Refik Koraltan, Agâh Erozan, İbrahim Kirazoğlu, Hamdi Sançar, Nusret Kirişçioğlu, Bahadır Dülger, Emin Kalafat, Baha Akşit, Osman Kavrakoğlu, Zeki Erataman.  Ayrıca 31 kişiye daha idam cezası verilmiş, TCK 59’ a göre müebbet hapse çevrilmişti. Bayar, Menderes, Zorlu ve Polatkan’ın idamları Yüksek Adalet Divanı üyelerinin oy birliği ile diğerlerinin kararları da oy çokluğu ile alınmıştı. (s:10-11) Bayar, Menderes, Zorlu ve Polatkan’ın idamlarının, Yüksek Adalet Divanı üyelerince neden oy birliği ile alındığına dair görüşlere ileride yer verilecektir.

 

                27 Mayısı facia haline getiren mahkeme safhası olmuştur. İhtilalin meşruiyetini ortaya koymak için suçlular ihdas edilmek ve bunlara mutlaka ceza verilmek istenmiştir. MBK (Milli Birlik Komitesi) Üyesi Suphi Gürsoytrak, 30-40 subayın önünde; “En az 50-60 kişiyi asmaz isek, ihtilalin meşruiyeti sarsılır” demiştir. Yine komite üyelerinden Mucip Ataklı; idam sayısının 50’den az olmamasının icap ettiğini söylemiştir. (Gazeteci Can Ataklı’nın Amcası) Bu ikisi, Mahkeme başkanı Salim Başol’u öğle yemeğine çağırarak; “Reis Bey, kararlarda 60’dan aşağı idam kararı verirseniz, biz, yani Milli Birlik Komitesi gayri meşru oluruz. Yani 59 kişi bizi meşru kılmaz…” demişler. (s:13) anlayışa bakar mısınız? Uyduruk gerekçelerle yaptıkları gayri meşru darbeyi meşru kılmak için 60 yüksek şahsiyeti idam etmek istiyorlar. Yıl 1960 olduğu için mi 60 cana kastediyorlar muamma.

 

İnfazların İmralı Adası’nda yapılacağı için idam edileceklere, 80 mezar kazılması istenmiş, İstanbul Savcılığından 5 cellat ve 5 adet de idam sehpası talep edilmişti. Elde kadrolu tek cellat olduğu için İstanbul Savcısı “ben bu kadar celladı nerden bulacağım” diye sızlanmış.  İmralı Cezaevi Müdürü Ahmet Acarol; “Bu emri 3 ay önce(Haziran 1961’de)  yerine getirdik. Zeytin ağacı dikeceğiz diye 80 mezar kazdık” der. Darbeciler mezarları hazırlatmış. Hukuk-mukuk, guguk yani…

 

İhtilalin takriben beşinci ayında bir gün Mucip Ataklı, Emanullah Çelebi, Fazıl Akkoyunlu ve Dündar Taşer’in olduğu bir ortamda Mucip Ataklı birden bire; ‘İnfazları nasıl yapacağız?’ diye ortaya bir soru atıyor. Dündar Taşer; ‘ o nasıl söz? Henüz muhakeme edilmeyip, haklarında karar verilmeyen insanlar hakkında nasıl böyle konuşabiliyorsunuz? Hem ölüm cezaları verileceğini nereden biliyorsunuz?’ diyor. Bunun üzerine Ataklı; ‘verirler, verirler. Buna karşı gelecek olanın alnının ortasına tabancanın namlusunu dayarım’ diyor. (s:14) Bir baba yiğitte çıkıp, Ataklı’nın alnının ortasına dayamamış olacak ki memleketin başvekili ve iki bakanı, darağacında sallandırıldı…

 

 

İdamların gizli sebepleri başlığı altında; Cumhurbaşkanı Bayar ile İnönü arasındaki ebedi düşmanlıktan bahsedilir. İkisinin de Atatürk devrimlerine bağlı kimseler olmasına karşın, aralarındaki ülke yönetimi ile ilgili metot farkı, makam paylaşmak ve şahsi kinden meydana gelen ihtilaflar bulunmaktadır. İnönü ve ekibi; ‘Seçkinci-Devletçi-Devrimci’ iken; Bayar ve ekibi ise; ‘liberal-Evrimci-Muhafazakâr’ anlayışta idiler. İnönü’nün; Bayar’ın başkanı olduğu Demokrat Partinin üst üste üç seçim zaferi kazanmasını hazmedemeyip DP’ye yönelik ‘kırıcı ve yıkıcı muhalefet’ yapması ve darbeden sonra DP’lileri âdeta CHP adına yargılamak, İnönü ile çekişmeleri olan sanıkları ‘İnönü adına yargılamak ağır basınca’ İnönü ile “baş ihtilafçı” olan Bayar’ın idama mahkûm edilmemesi mümkün değildi. s:16

 

“…Bayar’ın “Harp Okulunu tenkil etmeli” şeklinde görüş belirtmesinin “Harp Okulunu İmha etmek”e yorumlanıp, darbeden sonra bunun “Yalan Furyası”ndan olarak yoğun propagandasının yapılması da subayların Bayar’ı kendilerine düşmanlık sebebiyle “bir numaralı hedefleri” haline getirmiş, bu sebepten bu ona MBK’nin “Askere düşmanlık sebebiyle idam edilecekler kontenjanı”na alınmasına sebep olmuştu… Harp Okulu Komutanı Sıtkı Ulay ve Haydar Tunçkanat, tutuklu DP’lileri kurşuna dizmek istemişler fakat engellenmişlerdir…

 

                Başbakan olması sebebiyle Menderes’in, İnönü ile olan ihtilaf ve çekişmeleri daha kırıcı ve yıkıcı olmuştur. İnönü ile mücadele eden Menderes’in MBK’nin İdam Edilecekler Kontenjanının başında bulunmaması mümkün değildi…”  s: 17

 

                Subayların özlük haklarının düzeltilmesiyle ilgili Menderes’e sürekli dosya verilmesi ve düzeltme yapmayan Menderes’ten onu idam etmek suretiyle intikam alınması üzerinde de durulur. Yine Zorlu ve özellikle Maliye Bakanı Polatkan’ın, subay maaşlarının arttırılmasını TBMM’nin bütçe konuşmalarında engellediği iddiası da Polatkan’ın oy birliği ile idam edilecekler listesine alınmasına neden olmuştur, denir. s:18-19

 

                Yassıada Mahkeme Başkanı Salim Başol; “Menderes! Siz 10 senede 97 milyon yatırım yaptınız. Köylüsü, bakkalı, çakkalı, her kim elini cebine atsa binlik demetler çıkarıyor.  Omuzlarında şeref yıldızı taşıyan bu şerefli subaylar ise ya bodrum katında ya da dam altında barınmak mecburiyetinde kalmak zorunda kalmışlardır. Eğer sizin ‘millet-millet’ dediğiniz o güruha yapmış olduğunuz hizmetlerin yüzde birini bu şerefli insanlara yapmış olsaydınız, bugün bu akıbete maruz kalmazdınız. Onlar gelsinler sizi kurtarsınlar bakalım, nasıl kurtaracaklar?” demiştir. Şu anlayışa bakar mısınız, biz şerefliyiz diğerleri güruh, bize istediğimizi vermezseniz biz de sizi asarız işte… s:19

 

Çankaya Muhafız Alayı Komutanı Albay Osman Köksal’ın da “zeytin ve kuru fasulyeye talim ettiklerini, sivil elbise alacak güçleri olmadığını, taksitleri ödemekte zorluk çektiklerini, futbol maçlarına gidemediklerini, gazozdan başka bir şey içemediklerini” ifade ettiği ve o dönemde subay maaşlarının gerçekten düşük olduğu da belirtilmektedir. Fakat maaşlar düşük diye ihtilal yapıp, başbakan ve bakan asmak da nasıl bir gerekçedir, vicdanı olanların vicdanına havale ediyorum. s:20

 

Darbenin daha ilk haftasında, darbenin lideri Orgeneral Cemal Gürsel’den 27 Mayıs rejiminin Adalet Bakanı Amil Artus şunları işitmişti: Bayar, Menderes, Zorlu ve Polatkan hakkında ölüm cezasına hükmedilirse, bu ceza infazına komitede izin verilebilir. Zaten, Yüksek Adalet Divanı oluşturulurken, darbecilerin istediği idam kontenjanı verecek şekilde seçildiği, Adalet Bakanı Amil Artus’un hangi hâkimlerin darbecileri dinleyip idam kararı verecekleri bilgisini MBK üyelerine söylediğini, Merhum Alpaslan Türkeş hatıralarında anlatmıştır. s:22

 

Menderes’in darbecilerden intikam alabileceği korkusu, hayatta kalması halinde memleketin başına bir gün yeniden gelebileceği korku ve endişesinin de idamının MBK’de onaylanmasına neden olduğu, yine 27 Mayıs darbesinin meşru olduğuna dair beyanat veren aralarında Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’nun da bulunduğu profesörler grubunun “idamcılardan çok idamcı kesilmeleri” ve idamların mutlaka yapılması gerektiğini telkin etmeleri, DP’lilerin “asamazlar, assınlar da bir görelim propagandasını” boşa çıkarmak için ve eğer hayatı bağışlanırsa köylülerin onu tekrar olağanüstü bir varlık olarak görebilecekleri, geçmişte 17 Şubat 1959’da Londra yakınlarındaki uçak kazasında herkes öldüğü halde kendisinin kurtulması nedeniyle halkımızın Menderes’i  büyütüp kutsaması, eper asılmazsa “bir kahraman olarak yeniden geleceği” çekincesi de O’nu ipe götüren sebeplerden sayılır.

 

Menderes’in idamı, eksen değiştirme ve devrimlerden tavizine de bağlanır. Menderes’in “Bağdat Paktı” kurarak “İslam Birliği” kurmak istemesi, Mukaddes Emanetleri eski yerine iade etmesi, ezanı yeniden Arapça aslına çevirmesi onu idama götüren fiillerdir ki aslında bunlar milletimizin büyük çoğunluğunun istekleridir. Bu idamlarla, bir anlamda milletin boynuna da yağlı ilmik geçiriliyor ve gözdağı veriliyordu. Çevresindekilerin sürekli Menderes’i pohpohlamasıyla hatalar yapması hususu da kanımca, O’nu idama götüren “suyu bulandırma kabilinden” sebeplerdendir.

 

14’ler Grubunun idamlara karşı olmasına ve suçlu bulunanların İsviçre’ye sürgüne gönderilmesine Cemal Gürsel’i Türkeş’in ikna etmesine rağmen; CHF’nın komite ve ordu içindeki aletleri olan Mucip Ataklı, Cemal Madanoğlu, Osman Köksal, Ekrem Acuner, Sami Küçük, Fikret Kuytak ve Gürsel tarafından, Türkeş’in bu teşebbüsü baltalanır ve Türkeş’in “çok şahsiyetsiz” dediği Gürsel yukarıdakilerin fitnesiyle aldığı karardan vazgeçer. s:23-28

 

 

 

İnönü’nün samimimi olmadığı, idamları açıktan olmasa bile gizliden mutlak istediği yolunda yorumlar yapılır.  İnönü ile MBK Üyelerinden Erek Acuner atışmış. İnönü idamlar ve infazlarını isteyince Acuner ona karşı çıkarak işlerine karışılmamasını istemiş. Bu tavır İnönü’yü kızdırınca Acuner ve İnönü bağrışmışlar. İnönü idamlara karşı olsa bile, engel olmadı görüşü dillendirilmiştir. s:35-54

 

Menderes’in Avukatı Burhan Apaydın’a göre; “İsmet Paşa’nın idamların yapılmaması için gösterdiği çaba, kendisinin 27 Mayıs Hareketinin işbirlikçisi ve etkileyici rolünü gizlemek amacına yöneliktir. Yargılamalar, duruşmalar hukuka aykırı olarak yapılırken İsmet Paşa hiç itiraz etmemiş ve âdeta idamları beklemiştir.” s:60

 

Darbeciler ve İnönü idamları beklerken yüzde elli beş oranında oy veren halk ne yapmıştır peki? “Meydanlarda Menderes’i “Yaşa, var ol!” diye bağırarak dinleyen 150 binler 300 binler nerede idi? Onu uçak kazasından sonra “kutsallaştıranlar”, Tarsus’ta oğlunu uğruna kurban etmek için arabasının önüne yatıranlara ne olmuştu? Herkes bir anda tuz-buz olmuştu. “Kalabalıklara sığınmak, karınca yuvasına sığınmak gibidir” sözü herhalde bu an için söylenmiştir.” 15 Temmuzda olduğu gibi halk sokaklara inse, askere polise karşı koysa neler olurdu bilinmez. Elbette kul kaderini yaşar. Fakat üzüldüğümüz nokta, insanların bu uğurda, niyetlerini belli edecek eylemlere kalkışmamalarıdır. s:46-47

 

 

                İdam kararlarının acele onaylanmasını sağlamak için Yassıada’dan bir helikopter kaldırılıyor. Evraklar Yeşilköy Havaalanından bir jet uçağı ile Ankara’ya getiriliyor. Mürtet Havaalanına inen uçaktaki evraklar hemen bir helikopter ile GATA’nın bahçesine indiriliyor. Buradan bir araba ile idamları onaylamak için hemen toplanan MBK toplantı salonuna getiriliyor. O günün şartlarında bile bir başbakanı asmak için şu sürate, imkânları seferber etmeye şaşırmamak elde değil. Lakin bu seferberlik hali, yaşatmak için değil; öldürmek için yaşanıyor. Yazıklar olsun… s: 67

               

İdamların nedenleri arasında “asamazlar propagandasından” bahsetmiştik. DP’li Mithat Perim’e göre; asamazlar propagandası yapanlar DP’liler değil; bizzat darbecilerin kendisi olup, idamların oluruna destek kazandırmak için bu propagandayı yapmışlardı. Zaten çok geçmeden darağaçları da çalışmaya başladı. s:48

 

 

16 Eylül gecesi ilk idam edilen Fatin Rüştü Zorlu oluyor. Avukatları çağrılmadan, Yassıada görevlileri ve savcıların huzurunda idam ediliyor. İdam korkusuyla sarsılmamış, metin bir görüntüsü vardı. Kendisine okunan kararı metanetle dinliyor, ailesine mektup yazmak için izin istiyor, mektup yazarken elleri hiç titremiyor. Mektup bittikten sonra başsavcıdan izin isteyerek abdest alıyor, kimseye dargın olmadığını söyleyerek herkesten helallik istiyor. Ölüme giderken kendisine dini telkinlerde bulunan hocanın Arapça telaffuz hatalarını düzeltiyor ve son bir rica olarak kollarının önden bağlanmasını istiyor fakat kanunen imkânsızlık gerekçesiyle bu talebi geri çevriliyor. Masaya ve masa üstündeki sehpaya çıkarken yardım istemiyor. Hatta heyecandan eli titreyen cellada: ‘Oğlum ne titreyip duruyorsun? İlmik senin değil; benim boynuma geçecek’ diyor. Sonra âdeta kendini uçsuz bucaksız bir boşluğa atar gibi:

 

                ALLAH memleketi korosun, haydi Allahaısmarladık!’ dedikten sonra ayaklarının altındaki sandalyeyi de kendisi itiyor. S:75-76

 

                Menderes de Zorlu gibi metanetini bozmadı. Müsterih olunuz. Allah’a şükredeceğim. Kadere inana insanlar daima huzur içinde olurlar.

 

                Son sözünü söylemesi istenince; size dargın değilim. Sizin ve diğer zavallıların iplerinin hangi efendiler tarafından idare edildiğini biliyoruz. Onlara da dargın değilim. Kellemi onlara götürdüğünüzde deyiniz ki: Hürriyet uğruna ortaya koyduğu başını 17 sene evvel almadığınız için size müteşekkirdir. İdam edilmek için ortada hiçbir sebep yok. Ölüme bu kadar metanetle gittiğimi, silahların gölgesinde yaşayan kahraman efendilerinize acaba söyleyebilecek misiniz? Sizi ve efendilerinizi 1950 de olduğu gibi yine ben kurtarabilirdim. Dirimden korkmayacaksınız. Ancak millet ile el ele vererek, ölüm gelinceye kadar sizi takip edecek ve bir gün sizi silip süpürecektir. Buna rağmen merhametim yine sizinle beraberdir. Milletim sağ olsun, memleket var olsun!. Kelimeyi şahadet getirdikten sonra, yüksek sesle ALLAH diye bağırdığı sırada cellat tarafından ayaklarının altındaki sandalye çekilerek infazı gerçekleştirilmiş bu sırada bazı sivil ve jandarma erlerinin ağladıkları görülmüştü… s:83-84

               

                “Tarihimizde, siyasi idamlardan olarak en çok tartışılan ve haksızlığı herkes tarafından kabul edilen Menderes, Zorlu ve Polatkan’ın idamları olmuştur. Nerdeyse tamamen sebepsiz yere ve ciddi suç unsurları bulunmadan asılmışlar, darbeciler ve onların etkisindeki Yassıada Mahkemesi tarafından nerdeyse tamamen, suçlu olsun, olmasın, “27 Mayıs’ın meşruluğunu ispatlamak” gibi bir garip ve yakışıksız ana gerekçe etrafında idam cezasına çarptırılmışlar ve infazları yapılmıştır.” s: 87

               

 

İçinde bulunduğumuz 2020 yılı, 27 Mayıs darbesinin 60.yıl dönümü. Bu alçak darbeyle siyasi hayatında yüzde 55’ten fazla oy almış bir partinin lideri Başbakan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan idam edildiler. Hem de uyduruk çocuk davası, köpek davası iddialarıyla. Hem de demokrasiyi katlettikleri bu günün adını 27 Mayıs Demokrasi Bayramı koydular. Eğer irademizle seçtiklerimizin arkasında durmaz, hamasi feveranlar ile kifayetsiz muhteris bir hale gark olarak yaşar ve ölürsek, memleketi her alanda yükseltemezsek bugün dahi aynı alçaklıkların yeni versiyonlarını yaşayacağımızdan emin olabilirsiniz… bu anlamada hükümetin, 27 Mayıs’ı bütün başlangıç ve sonuçlarıyla yok sayan çalışmaları başlatması, iade-i itibarlar çok anlamlı fakat çok geç kalmış girişimlerdir.

               

                Alçakça yapılan idamların, 27 Mayıs utancının 60.yılında adam gibi bir filmi çekilmez mi acep? Bundan âlâ öykü mü olur… O ne hazindir, ne hazin ne hazin…

 

                Es-selam.

 

Not: Yazının hazırlanmasında, 60 kadar kaynaktan faydalanılarak yazılmış olan, “İdamların İçyüzü, A.Menderes-F.R.Zorlu-H.Polatkan’ın İdamları, Süleyman Kocabaş, Mutlu Basım Yayın, İstanbul 2013 kitabından temel kaynak olarak istifade edilmiştir.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Dikkat! Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖZEL İÇERİK
    1/20
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Sivas Bülteni | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.