ak
Menderes APAYDIN
Köşe Yazarı
Menderes APAYDIN
 

Hele gardaş, gel şöyle otur da iki çift laf edek

Hele gardaş, gel şöyle otur da iki çift laf edek. Bugün siyaseti de işi de gücü de bir kenara bırakalım. Biraz memleketi konuşalım. Çünkü bazen en çok ihmal ettiğimiz şey, üzerinde yaşadığımız topraklar oluyor. Sivas deyince çoğumuzun aklına önce ayaz gelir. Evet, Sivas'ın soğuğu meşhurdur. Ama gardaş, Sivas sadece soğuk değildir. Bu şehir; binlerce yıllık tarihiyle, yiğit insanıyla, türküleriyle, ozanlarıyla, yaylalarıyla ve bereketli topraklarıyla Anadolu'nun en kıymetli şehirlerinden biridir. Şöyle bir etrafına bak. Çifte Minareli Medrese yüzyıllardır dimdik ayakta duruyor. Gök Medrese ilmin izlerini bugüne taşıyor. Buruciye ve Şifaiye Medreseleri sessizce geçmişi anlatıyor. Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası ise sadece Sivas'ın değil, bütün dünyanın hayranlık duyduğu bir miras olarak varlığını sürdürüyor. Dünyanın dört bir yanından insanlar bu eserleri görmek için geliyor. Biz ise çoğu zaman yanlarından geçip gidiyoruz. Oysa bunlar bizim en büyük hazinemiz. Bir de bu toprağın yetiştirdiği insanlara bakalım. Âşık Veysel'in sazından dökülen sözler hâlâ dillerde. Pir Sultan Abdal'ın deyişleri asırlardır söyleniyor. Ruhsatî'den Talibi Coşkun'a kadar nice halk ozanı bu topraklardan çıktı.   Gardaş, bizim köylerimiz bile başlı başına bir kültürdür. İlkbaharda yeşeren yaylalar, yazın harman telaşı, sonbaharın hazırlığı, kışın soba başındaki uzun sohbetler... Tandır ekmeğinin kokusu, sac üstünde pişen katmer, madımak, peskütan çorbası, Sivas köftesi... Bunlar sadece birer yemek değildir; geçmişimizin, kültürümüzün ve kimliğimizin bir parçasıdır. Kangal'ın bozkırı ayrıdır, Zara'nın yaylası ayrıdır. Suşehri'nin yeşili başka güzeldir, Gürün'ün Gökpınar'ı bambaşka bir cennettir. Yıldızeli'nin tarihi ayrıdır, Divriği'nin mirası ayrıdır. Hafik'in gölü, İmranlı'nın doğası, Şarkışla'nın ozanları, Gemerek'in bereketi... Her ilçenin ayrı bir hikâyesi, her köyün ayrı bir hatırası vardır. İşte Sivas'ı asıl güzel yapan da bu zenginliğidir. Bir de şu esnaf meselesi var gardaş... Hep "İşler durgun." diyoruz. İyi de alışverişimizi başka şehirlerden, internetten yapıp kendi esnafımıza sırt çevirirsek bu çark nasıl dönecek? Mahalledeki bakkal da bizim, sanayideki usta da bizim, çiftçi de bizim, üretici de bizim. Memleket, birbirine sahip çıkan insanlarla ayakta kalır. Gençlerimiz okusun, kendini geliştirsin, dünyayı gezsin, yeni şeyler öğrensin. Ama memleketini de unutmasın. Çünkü Sivas'ın bilgili, çalışkan, üreten gençlere ihtiyacı var. Bu şehir ancak gençleriyle daha güçlü yarınlara ulaşabilir. Bizim büyükler derdi ki: "Evini temiz tut ki misafirin başın dik olsun." Şehir de böyledir gardaş. Sokağına sahip çıkacaksın. Ağacını koruyacaksın. Tarihine sahip çıkacaksın. Komşuna selam vereceksin. Çevreni temiz tutacaksın. Bunlar küçük işler gibi görünür ama güçlü şehirler böyle kurulur. Sivas'ı sevmek sadece "Ben Sivaslıyım." demek değildir. Bir tarihi eseri korumaktır. Bir ağacı yaşatmaktır. Yerel esnafa sahip çıkmaktır. Şehrini doğru anlatmaktır. Çünkü memleketini kötüleyen değil, eksiklerini görüp çözüm arayan insan gerçek memleket sevdalısıdır. Velhasıl gardaş... Bu şehir bize dedelerimizden miras kaldı. Yarın biz de çocuklarımıza emanet edeceğiz. Eğer bugün sahip çıkmazsak, yarın anlatacak bir Sivas bulamayabiliriz. Gelin birbirimizi kırmadan, ayrışmadan, el ele verelim. Tarihimizi koruyalım. Kültürümüzü yaşatalım. Üretelim, çalışalım, paylaşalım ve Sivas'ı hak ettiği yere birlikte taşıyalım. Unutma gardaş... Sivas'ın en büyük zenginliği ne taşıdır ne toprağıdır. En büyük zenginliği, memleketini seven insanlarıdır. O sevgi gönüllerde yaşadığı sürece, Allah'ın izniyle Sivas'ın sırtı yere gelmez.
Ekleme Tarihi: 30 Haziran 2026 -Salı

Hele gardaş, gel şöyle otur da iki çift laf edek

Hele gardaş, gel şöyle otur da iki çift laf edek. Bugün siyaseti de işi de gücü de bir kenara bırakalım. Biraz memleketi konuşalım. Çünkü bazen en çok ihmal ettiğimiz şey, üzerinde yaşadığımız topraklar oluyor.

Sivas deyince çoğumuzun aklına önce ayaz gelir. Evet, Sivas'ın soğuğu meşhurdur. Ama gardaş, Sivas sadece soğuk değildir. Bu şehir; binlerce yıllık tarihiyle, yiğit insanıyla, türküleriyle, ozanlarıyla, yaylalarıyla ve bereketli topraklarıyla Anadolu'nun en kıymetli şehirlerinden biridir.

Şöyle bir etrafına bak. Çifte Minareli Medrese yüzyıllardır dimdik ayakta duruyor. Gök Medrese ilmin izlerini bugüne taşıyor. Buruciye ve Şifaiye Medreseleri sessizce geçmişi anlatıyor. Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası ise sadece Sivas'ın değil, bütün dünyanın hayranlık duyduğu bir miras olarak varlığını sürdürüyor. Dünyanın dört bir yanından insanlar bu eserleri görmek için geliyor. Biz ise çoğu zaman yanlarından geçip gidiyoruz. Oysa bunlar bizim en büyük hazinemiz.

Bir de bu toprağın yetiştirdiği insanlara bakalım. Âşık Veysel'in sazından dökülen sözler hâlâ dillerde. Pir Sultan Abdal'ın deyişleri asırlardır söyleniyor. Ruhsatî'den Talibi Coşkun'a kadar nice halk ozanı bu topraklardan çıktı.

 

Gardaş, bizim köylerimiz bile başlı başına bir kültürdür. İlkbaharda yeşeren yaylalar, yazın harman telaşı, sonbaharın hazırlığı, kışın soba başındaki uzun sohbetler... Tandır ekmeğinin kokusu, sac üstünde pişen katmer, madımak, peskütan çorbası, Sivas köftesi... Bunlar sadece birer yemek değildir; geçmişimizin, kültürümüzün ve kimliğimizin bir parçasıdır.

Kangal'ın bozkırı ayrıdır, Zara'nın yaylası ayrıdır. Suşehri'nin yeşili başka güzeldir, Gürün'ün Gökpınar'ı bambaşka bir cennettir. Yıldızeli'nin tarihi ayrıdır, Divriği'nin mirası ayrıdır. Hafik'in gölü, İmranlı'nın doğası, Şarkışla'nın ozanları, Gemerek'in bereketi... Her ilçenin ayrı bir hikâyesi, her köyün ayrı bir hatırası vardır. İşte Sivas'ı asıl güzel yapan da bu zenginliğidir.

Bir de şu esnaf meselesi var gardaş... Hep "İşler durgun." diyoruz. İyi de alışverişimizi başka şehirlerden, internetten yapıp kendi esnafımıza sırt çevirirsek bu çark nasıl dönecek? Mahalledeki bakkal da bizim, sanayideki usta da bizim, çiftçi de bizim, üretici de bizim. Memleket, birbirine sahip çıkan insanlarla ayakta kalır.

Gençlerimiz okusun, kendini geliştirsin, dünyayı gezsin, yeni şeyler öğrensin. Ama memleketini de unutmasın. Çünkü Sivas'ın bilgili, çalışkan, üreten gençlere ihtiyacı var. Bu şehir ancak gençleriyle daha güçlü yarınlara ulaşabilir.

Bizim büyükler derdi ki: "Evini temiz tut ki misafirin başın dik olsun." Şehir de böyledir gardaş. Sokağına sahip çıkacaksın. Ağacını koruyacaksın. Tarihine sahip çıkacaksın. Komşuna selam vereceksin. Çevreni temiz tutacaksın. Bunlar küçük işler gibi görünür ama güçlü şehirler böyle kurulur.

Sivas'ı sevmek sadece "Ben Sivaslıyım." demek değildir. Bir tarihi eseri korumaktır. Bir ağacı yaşatmaktır. Yerel esnafa sahip çıkmaktır. Şehrini doğru anlatmaktır. Çünkü memleketini kötüleyen değil, eksiklerini görüp çözüm arayan insan gerçek memleket sevdalısıdır.

Velhasıl gardaş...

Bu şehir bize dedelerimizden miras kaldı. Yarın biz de çocuklarımıza emanet edeceğiz. Eğer bugün sahip çıkmazsak, yarın anlatacak bir Sivas bulamayabiliriz.

Gelin birbirimizi kırmadan, ayrışmadan, el ele verelim. Tarihimizi koruyalım. Kültürümüzü yaşatalım. Üretelim, çalışalım, paylaşalım ve Sivas'ı hak ettiği yere birlikte taşıyalım.

Unutma gardaş...

Sivas'ın en büyük zenginliği ne taşıdır ne toprağıdır. En büyük zenginliği, memleketini seven insanlarıdır.

O sevgi gönüllerde yaşadığı sürece, Allah'ın izniyle Sivas'ın sırtı yere gelmez.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve sivasbulteni.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.