• BIST 89.744
  • Altın 193,389
  • Dolar 4,8352
  • Euro 5,6600
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 17 °C

ÜNİVERSİTE KAPILARINDAN GERİ ÇEVRİLİŞİMİZ

Orhan ARSLAN

ÜNİVERSİTE   KAPILARINDAN    GERİ     ÇEVRİLİŞİMİZ

              Sivas İHL Okulundan,  mezun olan Öğrenci kardeşlerimizin; 1988-97 yılları arası çok başarılı olduklarını, belirtmiştim. Onların başarısını yükselten nedenlerin başında; kendi gayretleri gelmektedir. Yine de; eski mezunlara göre, bazı avantajlarının olduğundan söz ettim. O, avantajlarının neler olduğunu da; açıklamaya çalıştım.

              Bizim zamanımız ile, 28 Şubat sonrası mezun olan öğrencilerimizin yaşadıkları, sıkıntıları; en azından yaşamadılar.

              Bu yıllarda sadece benim derslerine girdiğim öğrenci kardeşlerimden mezun olanlarından; yaklaşık 200 kişi, Üniversitelere kayıt yaptırma şansını elde etmiştir.

              İşte benim hayatımdan yaşadığım; O, sıkıntılı günlerden bir örneği anlatayım.

Yetmişli yılların başında, lise tahsilini birmiş bir delikanlı idim. Herkes gibi, benim de; geleceğe ait hayallerim vardı. Okumak, meslek sahibi olmak, geleceğe ümitle bakmak... Hayal etmesi güzeldi. Ancak, O günün şartlarında, Ülke gerçeklerinin bazılarından haberimiz olsa da; bazılarını  da; ilerleyen zamanlarda, yaşayarak öğrendik.

 

                O, yıllarda yeni uygulamaya başlanan, ÖSYM MERKEZİ sınav sistemi ile; geleceğe ait, düşüncelerimizi gerçekleştirmek adına, hayatımıza başlangıç yapmıştık. Hiç unutmuyorum, ilk yıllarda denemesi yapılan bu sınav; iptal edilerek, tekrarı yapılmıştı.

 

                O, yıl, Benim ÖSYM sınavına girme şansım; Kendi şehrimde olmuştu. Şehrimizde girmiş olduğumuz sınav neticesinde; sonuç belgelerimiz elimize ulaştı. Bizi, Bir heyecan sarmıştı. Puanımız iyi ve yüksekti. Şimdilerde olduğu gibi; hazırlık kursu, falan yoktu. Arkadaş gurupları ile, oluşturduğumuz; ders halkalarında, sınava hazırlanıyor idik. Gerçi, liseli yıllardan itibaren okuma alışkanlığı olan birisi idim. Dönemin isim yapmış yazarlarının kitapları ile; O yıllarda tanıştım. Necip Fazıl, Sezai KARAKOÇ, Kadir Mısıroğlu, Yahya KEMAL, MEHMET Akif Ersoy, Arif Nihat Asya, Nurettin Topçu, hatta ilk gazetecilik deneyiminde; Yeni İSTANBUL gazetesi ile yayın hayatına başlayan; MEHMET ŞEVKET EYGİ, ilgimizi çeken yazarlardı. Tarihi romanlar, bu işin başka bir çeşnisi idi. Okumak alışkanlığı; O, yıllardan kalmıştı.

               Yılmaz Öztuna'  nın tarih mecmualarının, abonesi idim. 1000 Temel eser ve sonrasında çıkan 1001 Temel eserin, takipçisi oldum.

 

                Üniversitelerin bazı bölümleri, merkezi yerleştirme ile alırken; bazı bölümleri, ön kayıt sistemi ile alıyordu. Hangi Üniversitelerin; kaç puanla, hangi zaman dilimi içerisinde, ön kayıt yaptığını öğrenmek için; TRT 1 Radyo yayınlarının saat 11 de yayınlanan haberlerini beklemek durumundaydınız. Yahut, Üniversite olan illerde, okuyan arkadaşlarınızın sizi bilgilendirmesi ile; haberiniz oluyordu. O günün şartlarında; bir ilden, bir ile telefon etmek için; en az 4 saat beklendiğini düşünürseniz; iletişimin ne kadar zor olduğunu anlarsınız.

                Bazı Üniversiteler, olaya bölgesel olarak baktıkları için; ön kayıt sürelerini, çok kısa tutuyorlardı. Böylece, sadece O, bölgenin insanlarının, kayıt yaptırma şansları, oluyordu.

 

                Ön kayıt sürecinde, böylece bir, kaç tane ili dolanmak mecburiyetinde kalmıştık. Bazen, tarihler çakıştığı için; gideceğiniz ili tercih etme hakkını siz kullanıyor, idiniz. Ankara, İstanbul, İzmir ziyaret ettiğimiz illerdi.

                Kayıt yaptırmak istediğim okul; Gazetecilik ve Halkla ilişkiler okuluydu. Gazetecilik merakım, yazarlık konusundaki, kararlılığım; O, yıllardan itibaren bende, vardı.

 

 

                İzmir seyahatimi hiç unutamam. Yanımda Burhan ismindeki arkadaşımla, İzmir ’e ön kayıt için, gittik. GAZETECİLİK ve HALKLA ilişkiler bölümüne ön kayıt yaptırmak için, sıraya girdik. Sıra bize geldiği zaman, ilgili memur arkadaş; evrakımızı kontrol ederken; birden evrakım elinden düştü. Bize ‘’Siz buraya kayıt yaptıramazsınız!’’ Dedi. Neden diye sorduğumuzda; İmam Hatip Okulu mezunu olduğumuzu belirtti.

               Biz ise; ‘’Haberlerde belirtilen şartlarda, meslek okulu mezunlarının kayıt olamayacağına dair, bir ayrıntı görmedik, dediğimiz zaman;’’

               Cevap olarak; ‘’Olsun, diğer meslek okullarını alıyoruz, sizi almıyoruz.’’ Dediler… Sustuk, yutkunduk… Arkadaşla birlikte fuar alanının içerisindeki sessizliğe ilave olarak, gözyaşlarımızı gömdük…

 

                Bu hüsran sonrası, fark derslerini vererek, lise diploması alıp, mücadeleye devam etmeye karar verdik. O, zaman öyleydi. Ben çalışıyordum, çalışmaya devam ettim. Bir aylık ön kayıt sürecinde, böyle bir karar almıştım. Yorulmuştum. Ön kayıt süreci, yormuştu. Bazı arkadaşlarımız; Hacettepe Üniversitesinin, o yıllarda açılmış olan; iki yıllık yüksek Okullarına mecburen kayıt yaptırdılar. Nasip bu ya; O iki yıllık okullar ilerleyen senelerde, beş yıllık fakülte haline dönüştürüldü.

 

                İlerleyen haftalarda ben, bir iş yerinde çalışmaya, devam ediyordum. Bir gece vakti, O saatlerde, yayınlanan Üniversite kayıt ilanlarını dinlerken; ERZURUM Atatürk Üniversitesinin ön kayıtla öğrenci alıyor, ilanını duydum. Üstelik süre de, az verilmişti. O, Yıllarda, RAHMETLİK REKTÖR KEMAL BIYIKOĞLU ve ekibi İmam HATİP Lisesi mezunlarının Üniversitelerine kayıt yaptırmalarında, bir sakınca olmadığına dair; Senato Kararı almışlardı. Allah onlardan razı olsun.

 

                Hemen acele bir şekilde karar vererek, Babamın iş yerinden bana izin almasını belirttim. Gece saat yarım civarı Trenle Erzurum’ a hareket ettim. Bir gün izin alabildiğim için; hemen puanımın; o anda kesin kayıt yaptıracak durumda olduğum fakülteme kayıt yaptırdım ve o gün geri döndüm. O yıllardaki uygulamalar göre; kayıt yaptırmaktan vazgeçen arkadaşların yerlerine başka fakültelere de; kayıt yaptırılabileceği gerçeğini öğrenmiştim. Ancak, çalışır durumda olduğum için; zamanım olmadığından geri döndüm.

 

                Böylece, Üniversitenin kapısından içeri girmiş, olduk…

 

                Seneler geçse de; acılar hep aynı, kaldı. İçimiz buruk, sevincimiz kasvetli, duygularımız kırık… Sadece merak ettiğimiz şudur; Neden zenci muamelesi görüyoruz? Onu anlamadık. Nesilden, nesile;  aynı muamele devam etti. 28 ŞUBAT sürecinde; bu sefer aynı haşin dalgalar; çocuklarımızın önünü kesti. Önlerine bizim yaşadığımız engeller konmuştu. Türkiye dereceleri yapmalarına rağmen; istedikleri okulların kapılarına bile; yanaştırmadılar. Ben yıllar sonra; aynı acıyı, bizzat çocuklarımın yaşaması ile; tekrar tattım. Acım, derine düştü... Bir tarafta benim yaşadıklarım... Bir tarafta çocuklarımın yaşadıkları...  ve  çaresizlik...

                Bütün bunları demokrasi adına yaptılar. Bugün ise; hangi amaçla, yaptıkları; ortaya çıkmaktadır. İHL Okullarının önünü kesmek adına; bilerek veya bilmeyerek, katkı sunan herkese; hakkımız helal değildir. Hatta, Onlardan hesabını sormayanlara da; helal değildir...

 

                Biz parya değiliz...  Bu Vatanın gerçek sahipleri bizleriz… Asıl yabancı, işgalci onlardır. Tarihte kara bir leke olarak anılacak olanlar da; onlardır. 28 Şubat olayı, her senesinde anıldıkça; bu tür engellemeleri yapan herkes; hayırla anılmayacaktır… Acı çekenlerin yaraları kabuk bağlasa da; tarihin derinliklerindeki gerçekler, her zaman onları darbeci, engelci, baskıcı insanlar olarak anacaktır…

                Biz ise; Üstad Necip Fazıl' ın dediği gibi; yaramızın kabuk bağlamasına, asla müsaade etmeyeceğiz...

                İşte, bu gerçekleri bilen ve hayatında yaşayan birisi olarak; Doksanlı yıllarda; İHL Okullarından mezun olan, öğrencilerimizin Üniversiteleri kazanması için; elimden gelen gayreti, göstermeye kararlıydım. Öyle de; yaptım. Gücümüz yettiği kadar, bu uğurda çaba sarf ettim. Kazanan her öğrenci kardeşim, beni sevince boğuyordu. Onlara yardımcı olabilmek için; tüm gücümle, gayret gösteriyordum.

                 Taaa  ki; 1998 yılına kadar... İşte O yıl; tekrar engelli yollara geri dönmüştük. Elimiz kolumuz bağlandı. Sadece; göz yaşı, sığındığımız mevzi idi. Dayandığımız güç; ALLAH inancımızdı. Silahımız sabır ve dua idi...

 

                Ülkemiz, hiç de; böyle şeylerin yaşanmasını hak etmiyor…  Yaşatanlar, utansın...

 

               

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Dikkat! Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖZEL İÇERİK
    1/20
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Sivas Bülteni | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 505 152 45 78