• BIST 106.736
  • Altın 141,017
  • Dolar 3,5210
  • Euro 4,0955
  • İstanbul 25 °C
  • Ankara 23 °C

MİLLİ EĞİTİM POLİTİKAMIZ NE ZAMAN DEVLET POLİTİKASI OLACAK

Talha GURBETÇİ

EĞİTİM     POLİTİKAMIZ     NE     ZAMAN    DEVLET    POLİTİKASI      OLACAK?
     Eğitim politikamız, her zaman  tartışılan, bir türlü yerine oturmayan, bir yapıda gibi gözükmektedir. Ancak, Devlet politikası olduğu zaman; sık, sık yapısı değişmeyen; bir konuma gelecektir. Doğal olarak; politik kazanımlara göre; bazı yapılanmaların, zamanla değişime uğraması; o, politik görüş açısından; kendi değerlendirmelerine göre,  doğrudur.  Ancak, asıl amaç; Uzun vadeli, insan merkezli, tarihine ve değerlerine sırt dönmemiş, çağın bilimsel gerçeklerini algılayan ve anlayan bir yapıda; planlamanın hayata geçmiş, olması gerekir. İnsanı öğüten, yıpratan konumdan çok; insanı gelişmeye, çalışmaya, teşvik edici, heyecanlandırıcı, araştırma ve deneye dayalı, yapıda olması gerekir. Genç nesillerin; beyinlerini gereksiz yere, yoracak, yıpratacak, planlamalardan uzak olmak gerekir.
    Şunu da, unutmamak gerekir. Çağımızda; teknolojik açıdan yapılan ilerlemeye karşılık; EDEBİYAT, SANAT, DÜŞÜNCE alanında yeteri kadar ilerlemeye sahip olamamışızdır. İnsanın gelişmesinde önemli yer tutan, bu iki taraftan birisi olan; Sanat, EDEBİYAT, DÜŞÜNCE alanı, ihmal edilmiştir. Geride bırakılmıştır. Başka bir deyişle; teknolojik ilerleme, bizi çarpmıştır. Hasarın ne olduğunu, henüz anlamış değiliz. Bu Mantıkla, anlamamız için de;  çaba sarf etmiyoruz... Yaralı bereli; kırık, dökük, kimi zaman hasarlı ve arızalı bir şekilde yolumuza devam ediyoruz...
    Görünen o ki;  Okuyan, yazan konumundaki, kimi insanların; Hareketlerini daha rahat kontrol  edemiyoruz.  Başka deyişle; Eğitim, öğretim sürecinin; kişiye kattığı, ya da katması gerektiği, davranış biçimlerini, algılamalarını, tepkilerini, anlamakta zorluk çekiyoruz. Kısacası, bizim planladığımız şekilde; ortaya çıkmış sonuçları göremiyoruz.  Ortada yanlışlıklar, var demektir. Bu  değerlendirme, doğru veya yanlış olabilir.
    Unuttukları bir nokta var, toplumumuzda okuyan, yazan cahillerin de sayısı bir hayli fazladır, diyorlar. Bu kadar insanımız, okullardadır.  Okuma, yazmaktan kastımız; insanların harfleri tanıyıp, cümleleri kurması, karşısındaki ile daha iyi anlaşması, ifadelerini kaleme alması, olarak tanımı yapılmamalıdır. Okumak, aynı zamanda hayatı algılayıp, içerisinde insanlarla uyumlu bir şekilde yaşamak, demektir. Eğitim ve öğretimin kendisine kattığı tüm değerleri; hayatın içerisinde, yaşayarak; etrafa farklılığını,  farkında olurluğunu, belirtmelidir.
    O nedenle; Öğretim süreci, bazen diplomalı cahiller, yetişmesini engelleyememektedir. Bazen, önlerinde çok büyük, şaşalı vasıfları olan okullarımızdan mezun olanların bile; kelimenin tam anlamı ile; ne kadar cahil olduğunu görmekteyiz. Okuma, yazmayı, becermesine rağmen; düşünmenin, insanın en önemli özelliği olduğunu unutan, okur, yazar kitleleri ile; karşılaşmaktayız. Daha da; ileri götüreyim; deney ve ispata dayanmamış, kimi düşünceleri, olduğu gibi; kopyala, yapıştır, mantığı ile alan, ezberleyen.., o konuda, fikir üretmeyen,  üzerinde kafa yormayan, bu mantıkla yetişen; Bir  eğitim, öğretim  gençliğinden bahsetmekteyiz.
    Bu Vatan kimi zaman, en büyük kötülükleri;  okuyup, yazan, tahsilli cahillerden görmektedir. Bunu anlamak mümkün değildir. Kurduğumuz sistem; size silah çekecek konuma veya sizi hedef alacak konuma gelmektedir. Bir şeyler, bir yerlerde ters gitmektedir. Yahut bunu şöyle de okumak gerekir. Halkımız, insanımız, bazıları gibi, tahsil hayatı geçirmese dahi; daha akıllı, daha şuurlu ve daha anlayışlı, uyanık olduğunu defalarca ispat etmiştir. Okuyan, yazan cahiller kadar ülkesine zarar veremez. Tarih bunun örnekleri ile doludur. Sanki, o tahsil hayatı, o tür insanları, yaşadığı ortamdan, almış, başka alemlere, götürmüştür. Bu tür düşünen insanlar, hayatın acı gerçeği ile karşılaşınca; bu sefer de, ümitsizlik, çaresizlik içerisinde; kendi, kendine neden bu tahsil hayatını yaptığını, sorgular hale gelmektedir. O zaman , bu gençleri neden eğitip, öğretiyoruz? kendilerini yetiştiren tüm kurum ve kuruluşlara, düşman olsunlar diye mi? yahut, Kendi toplumunun, tüm değer yargılarına, ters düşen bir hayatı benimsesin ve o, hayatı sorumsuz bir şeklide yaşasınlar, diye mi? Evet, ister istemez, bu soruları insanın sorası geliyor? Sistem mi hatalı, ürün mü? Cevap arıyoruz...
    Eğitim ve öğretim sürecimiz, ilkokuldan, yüksek tahsilin sonuna kadar içeriği çok yararlı bir şekilde doldurulması gereken önemli bir husustur. Öğretim yılları boyunca DEVLET desteği ile; en iyi bilgilere sahip olarak yetiştirilmelidir. Devlet,bu imkanı verirken; öğrenciye düşen; çalışarak bu fırsattan en iyi şekilde istifade etmektir. Bazen de; öğrenciler açısından, eğitim ve öğretim sürecini, yeteri kadar, değerlendirdikleri söylenemez. Bugün, hayatın her türlü nimetlerinden istifade eden genç kardeşlerimizin, öğrenmenin gerektirdiği çaba ve gayreti yeterince gösterdiklerini göremiyoruz. Zaman açısından eğlence mekanlarında, dinlenme mekanlarında, geçirdikleri zaman kadar; kütüphanelerde, dersliklerde, laboratuvarlar da, geçirdikleri söylenemez. Kimi öğrencilerimiz için, yüksek tahsil hayatı; eğlence ve oyun gibi algılanmaktadır. Kendilerine verilen imkanlar, kendilerinden önceki nesillere verilmeyen imkanlardır. Para, burs, gelecekte başarılı işler yaptığı zaman; ödüllendirme politikaları, imrenilecek konumdadır. Bugün uluslararası okullarla irtibat, karşılıklı olarak istifade etme olayları bir gerçektir. Yüksek lisans, doktora öğrencilerinin desteklenmesi, gerçeği ortadadır. Ülke içerisinde üniversiteler arasında dayanışma ve yardımlaşma projeleri vardır, uygulanmaktadır.
    Son zamanlarda, ortaya konan uygulamalarla; Kısacası, öğrenci okul, dershane, ev, üçgeni içerisinde hayatının en güzel zamanlarını geçirirken, test ve aşırı ders çalışma durumundan kurtulacaktır, ümidini taşıyorum.  Bir nevi baskı unsuru olarak algılanan, bu konum tarihe gömülmelidir. Küçük bedenler o ağır yükleri omuzlarından atacaklardır. Böyle bir konumda en önemli faktörlerden birinin öğretmen kadrosu olduğunu unutmayalım. Değişik yazılarımda belirttiğim gibi, Öğretmen en kaliteli bir şekilde yetiştirilmelidir. Sonuçta insan yetiştirecektir. Öğretmen yetiştirme hata kabul etmez. Ülkenin öncelikli meselesi olmalıdır. Nasıl ki; öğrencilerin her türlü ihtiyacı Devlet tarafından karşılanırken; Öğretmen arkadaşlar da madden bir düşünceleri olmamalıdır. Kendisini başkalarına muhtaç etmeyecek bir gelir olmalıdır ki; tüm düşüncesini öğrencilerini yetiştirmeye versinler. İdareci kadroların, gereksiz uygulamalarla, sık, sık değiştirilmesi yerine; kalıcı, tatmin edici, işin ehli olan insanların, göreve getirileceği, bir sistemin uygulanması gerekir. Milli Eğitim, Devlet politikası olmalıdır. Yoksa; rahatsızlıklarımız, bitmez…
    Vatanımın gül kokan çocuklarını okumaya teşvik edelim. Onların daha güzel koku verdiklerine şahit olacaksınız. Yeter ki; onların yaşamasına, yeşermesine, büyümesine, zemin hazırlayalım. Eğiticiler ve öğreticiler olarak, sevgi en büyük gücümüz olmalıdır. Onlar daha açmamış çiçeklerdir. Bahçıvan olarak çiçek yetiştirmek varken, onları kesen biçen biri olarak anılmak iyi değildir. Onları kötü ve yanlış düşüncelerle yetiştirmek yerine; Gül yetiştiren insan olmayı tercih edelim. Unutmayalım çocuklarımızı nasıl yetiştirirsek; onlar öyle yetişecektir... Bundan dolayı, öğretmen çok önemlidir, önemli olmak zorundadır. Hedefi ve amacı insan yetiştirmektir... Evet, insan yetiştirmek... Eğer, kendisinde, insanlık adına bir eksiklik varsa; bu birey, nasıl öğretmen olarak, insan yetiştirecektir.
    O nedenle yetiştirici kadrosunun çok dikkatli seçilmesi gerekir. Öğretmen yetiştiren okullara, gereken önem verilmemektedir. Üstelik, meslek olarak; gereken değeri bulduğunu söyleyemeyiz.  Önceki Senelerde; öğretmenlikle alakası olmayan insanların, öğretmen atandığını duydukça; yüreğim kabarmaktadır. Sözde; hata kabul etmeyen bir meslek olarak anılan, öğretmenlik; sıradanlaştırılmıştır. Maddeten, tatmin edici ücret de; takdir edilmediği için; bu mesleği yapan arkadaşlar; olaya idealizm açısından bakıyorlarsa; öğretmenliği severek yapmışlardır. Yoksa; ücret, şartlar, bahane edilerek, öğrencilere gereken önemi vermemektedirler.
    SONUÇ; Gayet yetersiz, içi boş, öğrenme aşkı bitmiş, geleceğe bakma konumu sıkıntılı, vurdumduymaz bir nesil, üzülerek ifade edelim ki; öğretmenlerimizin tedrisinden geçerek; hayata atılmaktadırlar. Aman ne atılış! Hayatın gerçeklerinden, hiç haberi olmayan, hayat ve gerçeklerine tamamen yabancı, bir nesil... ürkmemek, elde değil...  
    Bu konuda gereken özen gösterilmelidir. Üniversitelerde, bazen hocaların şahsi hataları yüzünden, gençlerin seneler kaybettiğini duyuyoruz.  Öğretmen yetiştirmek konumunda olan kişiler; böyle hatalar yaparlar ise; Onların yetiştirdiği, öğretmen konumundaki bireyler, aynı hataları yapabilirler. O zaman, asıl amacımız olan; insanı yetiştirmek ve kazanmak, fikrinden uzaklaşıyoruz, demektir. Gerçekten, acı veren bir durumdur. Umarım bu hatalar sürekli olmaz, gençler gereksiz olarak bazı şeylerin israfı ile baş başa kalmazlar. Başarılı olamayan bir hoca, başarılı olamayan yüzlerce öğrenci demektir…

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Dikkat! Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖZEL İÇERİK
  • Özel İçerik
1/20
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Sivas Bülteni | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 505 152 45 78