• BIST 94.887
  • Altın 247,580
  • Dolar 6,3495
  • Euro 7,4057
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 11 °C

MAHALLE BASKISI MI?

Ömer Emir DOĞAN

EMR’İ BİL MÂ’RUF, MAHAELLE BASKISI MI OLDU?

Geçmiş yıllarda yayımlanmış “İlm-i Tabiat’ı Umran” başlıklı bir yazımızda özetle “Sosyoloji’nin Türkiye yolculuğuna değinmeye çalışmıştık. İki yüz yıllık geçmişi olan “genç” bilim, belki de “bebek” bilim sosyolojinin toplumları anlamak ve açıklamak için kullandığı binlerce kavram var. Bu yazımızın konusunu da bu kavramlardan bazıları oluşturmakta. Bu kavramlara geçmeden önce “toplumbilim” adıyla tercüme edilen sosyoloji bilimi hakkında kısa birkaç açıklama-değerlendirme yapalım.

İbn-i Haldun’un, İlm-i Tabiat-i Umran diye isimlendirdiği toplumları açıklama ve inceleme bilimi olan Sosyolojinin Kurucularından Auguste Comte, bu bilimin isim babasıdır. Comte’un düşüncelerinin temelinde Marksizm-Sosyalizm anlayışının bulunduğu söylenebilir. A. Comte(1789-1857), toplumu evrimci ve pozitivist(bilimci) bir yaklaşımla açıklamaya çalışmıştır. Comte, sosyolojinin bir bilimsel disiplin olarak yerleşip kurumsallaşmasına önemli katkıda bulunmuştur. Comte, 19.yüzyıl Batı toplumlarında meydana gelen dönüşümlere ve toplumsal krizlere çözüm oluşturmak amacıyla sosyoloji biliminin gerekliliğini vurgulamıştır.(Bkz: http://doc player.biz.tr/15550794-Sosyolojinin-kuruculari-sosyolojiye-giris-yrd-doc-cumhur-aslan-unit e.html)


Toplumsala ilişkin fikir beyanları, insanoğlunun tarihi kadar eski olsa gerektir. Bugün dahi modern dünyadan pek de haberi olmayan en basit yerleşkeler de bile, insanlar için “sorun” oluşturan bir durum, bir şekilde çözüme kavuşturulmaya çalışılmaktadır. Toplumlararası karşılaşma, ilişki, difüzyon, icat ve birikim yoluyla ilerlemekte olan toplumlar bir yandan da toplumsal değişme sürecini yaşamaktadırlar. Toplumsal değişme süreci ise; toplumun maddi ve manevi kültür öğelerinde bir takım uyum ve uyumsuzlukları da beraberinde getirmektedir. İnsanlar önceleri, toplumsal sorunlar başta olmak üzere toplumsalın tüm bilgisini özellikle felsefe içerisinde ve diğer bilimlerle ifade etmişlerdir. Fakat yaşanan büyük değişimlerle birer “bunalım toplumu” haline gelen Batı toplumları, kendilerini bu bunalımdan kurtaracak yeni bir bilim aramışlardır. Bu yeni bilimin adı- daha önce Doğulu düşün adamlarınca (İbn-i Haldun gibi) farklı isimlerce ifade edilen- “sosyoloji” olmuştur. Sosyologların benzetişiyle “bir bunalımın çocuğu” olan sosyoloji, bir kurtarıcı olarak aktarılmıştır.

Bu açıklamalardan sonra yazımızın konusunu teşkil eden Sosyoloji Bilimi kavramlarından “toplumsal baskı” kavramını; “Bir toplulukta ya da bir toplumda belli bir dönemde geçerli olan kurallara aykırı davranışların, türlü toplumsal denetim yollarıyla ortadan kaldırılması ya da önlenmesi” şeklinde tanımlayabiliriz.Toplumsal baskı; bir toplum bilimi terimidir. Terimin farklı tanımları olsa da aslında benzer şeyler ifade edilir. “Belli bir topluluk içinde süregelen bir değeri gerçekleştirmek için bireylere veya topluluklara o konudakitutumlarınıdavranışlarını değiştirmeleri için yapılmış olan baskı. Başkalarının kararlarını etkilemek için toplumun belli üyelerince yapılmış olan sürekli ve amaçlı baskı. Bireylerin ya da kümelerin düşünce ve davranışlarını ya kısıtlamak ya da değiştirmek amacıyla çevre halkının yaptığı baskı.” v.b(bkz:http://nedir.ileilgili.org/toplumsal+bask%C4%B1-nedirnedemek-ileilgili-bilgiler.html)



 

Baskılar artıkça, şiddet artıyor… Geçmiş yılarda yaşanan olayların temelinde baskı, şiddet, yasaklarla beraber hep olaylar karşımıza çıkmaktadır. Burada bir örnek vermek gerekirse bir dönem başörtü baskısı yasakları halk arasında sürekli kutuplaşmayı getiriyordu. (Bkz: http://blog.milliyet.com.tr/toplumsal-baski-ve-siddet-ayristirmaya-ve-kutuplastirmaya-goturur/Blog/?BlogNo=304120 )

 

Hepimiz günlük yaşam deneyimlerimizden biliriz ki eylem ve davranışlarımıza sınırlar koyarak yaşarız… Bu anlamda her toplum kendi kültürüne, tarihine ve toplumsal yapısına göre bazı nesne ve davranışlara iyi ya da kötü anlamlar yüklemekte ve bu anlamlardan yola çıkarak bireyin davranışlarını şekillendirmektedir. Sosyolojide nesne ve davranışlara yüklenen iyi ve kötü gibi anlamlara değer, bu değerlerden doğan ve bireylerin davranışlarını sınırlayan somut ölçütlere toplumsal norm adı verilir… Bütün toplumlar, üyelerinin değer ve normlara aykırı davranışlar sergilememesi için bazı önlemler alır ve kendi varlıklarını ve işleyişlerini sürdürmek için üyelerine yönelik birtakım baskı mekanizmaları oluştururlar. Sosyolojide bu mekanizmaların tümüne toplumsal kontrol adı verilir. (Bkz:http://www.felsefe.gen.tr/sosyoloji/toplumsal_kontrol_nedir_ne_demektir.asp)


Bu anlamda, Şerif Mardin’in kavramsallaştırmasıyla  “Mahalle baskısını” bir tarihi süreç içinde incelemek lazım… Mahalle Osmanlı İmparatorluğu’nda gerçek bir birimdir. Yani bugünlerde olduğu gibi hukuki bir hüviyete sahip, yarı hüviyete sahip olan bir kuruluş olmanın dışında çok daha ayrıntılı bir şekilde mahalle insan yaşayışının bir alanını ortaya çıkarıyor. Yalnız bu çok kompleks bir alan. Çünkü o alanda yalnız mahalle yok. Mahallenin içindeki cami var, caminin imamı var, imamın okuduğu kitaplar var, tekke var, tarikat var. Ondan sonra külliyeler var, esnaf var vs. Mahalle budur… (bkz:http://www.rusencakir.com/Prof-Serif-Mardin-Mahalle-Baskisi-Ne-Demek-Istedim/2028)

 

Yukarıda kısaltarak vermeye çalıştığımız “toplumsal baskı, toplumsal norm,değer,  toplumsal kontrol ve mahalle baskısı” kavramlarının tanımlarından da anlaşılacağı üzere; toplumlar varlıklarını devam ettirebilmek için çeşitli mekanizmalarla kendilerini korumaya alır. Toplumsal bütünlüğe aykırı eylemler için de çeşitli yaptırımlar uygular ve bu durum genelde “normal” kabul edilir. Hal böyle iken, bahsedilen işlevlerin din-i bir emir olan “emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker” anlayışı ile dillendirilmesi her nedense “mahalle baskısı” olarak lanse ediliyor.

Emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker, farz-ı kifayedir. Maruf, dinimizin emrettiği hususlardır. Münker ise, dinimizin yasakladığı, yani Allahü Teâlâ’nın razı olmadığı işlerdir. Emr-i maruf çok mühimdir. Emr-i maruf yapılmazsa, ilim yok olur. Cehalet ve sapıklık yayılır. Fitne her tarafı kaplar. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Allahü teâlânın yeryüzünde şehitlerden üstün mücahidleri vardır. Bunlar, emr-i maruf ve nehy-i münker yapanlardır.) [İ. Gazali] Böyle mühim olan emr-i marufun bazı şartları vardır. Mesela emr-i maruf yapan, aynı kötülükleri kendisi işlememelidir. İşlerse sözü tesirli olmaz. Kur'an-ı kerimde mealen, (İnsanlara iyiliği emreder de kendinizi unutur musunuz?) buyuruluyor. [Bekara 44]

Emr-i maruf çok mühim olduğu için, insan, kendisi her iyiliği yapamazsa ve her kötülükten kaçamazsa da, gücü yetiyorsa, emr-i marufta bulunması gerekir. Hazret-i Enes, (Ya Resulallah, tamamen yapamadığımız bir şeyi emretmeyelim mi? Kendimiz tamamen sakınamadığımız bir şeyi nehy etmeyelim mi?) diye sual edince, Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Her ne kadar iyiliğin hepsini yapamasanız ve her ne kadar kötülükten sakınamasanız da, emr-i maruf ve nehy-i münker yapınız!) [İ. Gazali] (Bkz:http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=580)

Es-selam…

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Dikkat! Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖZEL İÇERİK
    1/20
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Sivas Bülteni | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 505 152 45 78