• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 10 °C
  • Ankara 18 °C

GERÇEK ZİKİR NEDİR VE NASIL YAPILIR

Bekir ÇÖL

Geçmişten günümüze İslam dinine sokulmuş Bidat ve Hurafeleri temizlemek için çalışan Hocalarımızdan üç tanesi zikri anlatıyorlar. Kendi seslerinden dinleyerek sizlere sunmak istiyorum:

                Birinci Konuşmacı, Abdülaziz Bayındır Hoca: Tesbih ve zikir adabımız nasıl olmalı? Bayındır Hoca ile program yapıp, soru soran genç bir kardeş şöyle başlıyor: “Allah’ın isimlerini, kelime-i tevhidi ve bunun gibi ifadeleri teşbihle çok sayıda tekrar etme hususunu Kur’an ve sünnet ışığında nasıl değerlendirmemiz lazım? Faziletleri ve faydası açısından.

      “Vallah’a faydası şu, yeni din icat edenler için, insanları uyuşturmaya yarayan en iyi bir yöntemdir. Şimdi adam alacak eline bir zikirmatik, başlayacak, “Lailahe illallah” diye tekrar etmeye. Hâlbuki Lailahe illallah dediğin zaman onun zikir olması için onun anlamını kafanda canlandıracaksın. O, anlam senin içinde etki yapacak. Oradan bir sonuca varacaksın, o zaman zikir olur.

       Önce bir defa söyleyince “Lailahe illallah’ın” manasını bilirsin, sekiz on kere tekrarlayınca artık dilin söyler ama kafan başka yerde olur. Osmanlı Padişahlarının ben çok sayıda fermanını gördüm. Cemaati camiden çıkarmamak için her türlü fermanı yayınlıyorlar. Cemaat falan camiden tesbihat yapmadan çıkmışlar, mani olunsun gibi.

      Müslümanların çok hareketli olması lazım, Rasulüllah, cami de yalnız farzı kılıp çıkıyordu. Çünkü niye? Rasulüllah farzı kılıp çıkınca, işi gücü olanlar da rahatlıkla çıkıp işine gidiyordu. Ben camiye gittiğimde farzı kılar çıkarım. Bizim taklit edeceğimiz Allah’ın Resulüdür. Rasulüllah (s.a.s) öyle hiç kimseye tesbih çektirmemiştir. Bu dinin Nebisi gelmiş, uygulamayı yapmış, gitmiştir. Ondan hiçbir ilave ve hiçbir çıkarma yapılamaz.”

        Zikir konusunu Mehmet Okuyan Hoca anlatıyor:

   “Bu zikir üzerinden bir edebiyat üretildi. Bu beleş, bu kolay, hiçbir şey yapmana gerek yok. Alıyorsun bir zikirmatik. Yahu Allah aşkına kardeşim bu ne çürümüşlük, bu ne saçmalık. Zikretmek her işinde Allah’ı hatırlamaktır. Allah-Allah-Allah demek değil, Allah’ı hatırlamaktır. Yani Allah’la yaşamaktır. Allah’ı hayatın her anına ve her alanına şahit kılmaktır. Onun şahitliği bilinciyle hayatı yaşamaktır. Zikir budur, şimdilerde yapıldığı gibi bir terminoloji Peygamberimizin zamanında yoktu. Yani böyle, Sahabeler mescidin bir kenarında 10,000 defa Allah-Allah-Allah diye tesbih çekmiyordu; Allah-Allah-Allah diye savaşa gidiyordu. Bir garibanın derdiyle ilgileniyorlardı. Bir yetimin başını okşuyorlardı. Hayatı beraber yaşıyorlardı. Gerçek Allah demek öyle bir fedakârlık gerektiriyordu. Şimdi ne oldu? İşi asıl mecrasından çektik, kelimelere hapsettik. Eylemleri bıraktık, kelimelerle idare ediyoruz.

     Zikir konusunu birazda Mustafa İslamoğlu Hocadan dinleyelim:

  Esasında Kur’an’ın bir ismi de zikirdir. Bakın zikir deyince bir kopuş daha aklımıza geldi. Kopuş deyince hem de korkunç bir kopuş. Elinize mikrofonu alın, sokağa çıkın ve gördüğünüze “Zikir deyince alınıza ne geliyor” diye sorun bakalım, neler dinleyeceksiniz? Bir tanesi de “Zikir Kur’an’ın adıdır; Zikir Allah’ı gündemine taşımaktır” diyecekler mi? Yoksa size işte sofiler bir araya gelir, Allah der, Lailahe illallah der, zikir budur mu diyecek?

   Dolayısıyla Zikir de, Zikrullah’ta Kur’an’dır. “İnna nahnü nezzelnezzikra ve inna lehu lehafizun. (O’ zikri biz indirdik, onu koruyacak olan da biziz.) Dolayısıyla hatırlamaktır zikir. Yani unutmanın zıddı zikirdir. Demek ki, unutmak bir kopuştur, fakat biz kavramları Kur’an’dan koparınca, unutmadan koptuk. Kavramların içini başka manalarla doldurunca Kur’an’ı da anlamaz olduk.

     Bakın, annenizin, babanızın, nenenizin dilinden düşürmediği, hele-hele “Lailahe illallahı” tesbiha mahkûm edip, sayı taşına mahkûm edip te 500 kere Lailahe! Başınıza beş yüz kere taş düşsün demeyeyim gene. Yani görüyorsunuz değil mi? Anlamdan kopardığınızda, nasıl bir anlamsızlığa mahkûm ediyoruz büyük hakikatleri ve o büyük hakikatlere ne büyük zulmediyoruz. “Lailahe İllallah” gibi büyük bir hakikate insan nasıl zulmeder? İşte böyle sayı taşına mahkûm edipte, dile mahkûm ettiğiniz de, onu da zikir zannettiğinizde en büyük zulmü yapmış olursunuz. Halbuki bu şeklin zikirle alakası yoktur. Yani kelime’i tevhidi bilgisayara okuyun, sabaha kadar sizin için on bin, yirmi bin, otuz bin, ellin zikir okusun, soru o ise? Alın bir papağan, ona öğretin Kelime’yi tevhidi, sabah-akşam “Lailahe illallah” desin.

  Bugün öyle bir dindarlık geliştiriyor birileri ki, piyasada sayı taşı dindarlığı. O sayı taşı da bize ait değil, yani bir Hıristiyan dindarlığı geliştiriyorlar, Müslümanlığın içini boşaltıyorlar. Farkına varmadan Müslümanların Katolikleşmesi sürecini yaşıyoruz. Ve içi boşalıyor her şeyin, kelimeyi tevhidin bile içi boşalıyor. Bir nakarat halini alıyor. Göklerden ve yerlerden ağır olan, “Lailahe illallah” artık dillerde “Laylala-laylala-laylala olmuş, “Lailahe illallah” bitmiş. Bu mu zikir?

  Bu da pirim yapıyor maalesef. İnsanlar bunun üzerinden menfaat devşiriyorlar. Bahsi bir ayet mealiyle bitirelim: “Ey iman edenler, Allah’ı çok zikredin, onu sabah ve akşam teşbih edin, yüceltin.” (Ahzap 41)

 

Sitede yayınlanan köşe yazılarından yazarları sorumludur...

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Dikkat! Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖZEL İÇERİK
  • Özel İçerik
1/20
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Sivas Bülteni | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 505 152 45 78