• BIST 82.477
  • Altın 147,865
  • Dolar 3,7883
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 7 °C
  • Ankara 2 °C

Vatan ve Bayrak Üstüne!.. Şehitler Ölmez! Vatan Bölünmez…

Mehmet Ali Öz

Vatan ve Bayrak Üstüne!..

Şehitler Ölmez! Vatan Bölünmez…

 

Biz, hepimiz daha ilkokulda iken öğrenmişizdir. Türkiye Cumhuriyeti’nin bayrağındaki ay ve yıldızın öyküsünü. İlkokul sıralarındayken koridor duvarına asılan bir poster dururdu. Savaş alnında ölen askerlerden akan kanların oluşturduğu birikintiye gökyüzündeki ay ve yıldız yansıyordu. Posterin altında ise Mehmet Âkif Ersoy’un bir beyti vardı:
Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır

Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır.

Güneydoğuda yarım asra yakın sürdürülen terör belası ve binlerce vatandaşımızın can kaybı halen kurban olarak sunulması yetmedi mi?...

Dün Çanakkale’de Balkanlar’da, Anadolu’nun dört bir yanında saldıran emperyalist devletlerin günümüzdeki hain temsilcileri tarafından senaryosu yazılan ve uygulamaya konulan adı konulmamış savaşın kahramanları Mehmetçiklerimiz; askerlerimiz ve polislerimiz, milli eğitim camiamızın eğitim ordusunun değerli neferleri şehit öğretmenlerimiz.

Özetle söyleyecek olursak; bir yanda terör uğruna fedâ edilen, şehit verdiğimiz binlerce şehit ve gazilerimizin fedâkârlıkları, ailelerimizin perişan hali ve ocaklara düşen ateş yangınlarımız. Genç yaşta yitirilen hayatlar ve sönen ocaklar, dul ve öksüz kalan eşler ile yetim kalan yavrucaklar, masum ana kuzularımız. Bir yandan “artık yeter!” diyerek Türk Milletinin her kesiminin vicdanı olan, milyonların temsilcisi ve gür sesi olarak gönlümüzün paşası olan Yarbay Mehmet Alkan’ın şehit edilen kardeşi Yüzbaşı Ali Alkan’ın cenazesinde duygularını ve teröre lanet edişinin haykırışı. İsyan edercesine, verilen bunca şehitlerin fedâ edilişlerinin sebebini ve müsebbiplerini sorgulayışı:

Cenaze namazının kılınması için camiye götürülen Şehit Yüzbaşı Ali Alkan’ın Al bayrağa sarılı tabutuna yaşlı gözlerle şehit kardeşine “Ali’m” diye seslendi ve şapkasını çıkarıp bağırarak, “Buradaki vatan evladı daha 32 yaşında. Vatanına, sevdiklerine doyamadı. Bunun katili kim? Bunun sebebi kim? “Şu güne kadar ‘çözüm’ diyenler neden şimdi ‘sonuna kadar savaş’ diyor” ne oldu da sonradan savaş diyor. Saraylarda 30 tane korumayla gezip, zırhlı arabalara binip “Şehit olmak istiyorum” diye bir şey yok” diye feryat etti. Aslında bu feryat hepimizin, Türk Milletinin. Nazım’ın dediği gibi; Bu, toprak, bu memleket bizim!...Bu acı bizim, bu ülke, bu vatan, bu bayrak, bu şehit hepimizin…

Kardeşini kaybeden bir subay ve bu subayın bu çıkışı sadece kardeş acısından kaynaklanan bir durum değil, bugün ülkenin getirildiği duruma karşı da bir isyanın dışa vurumudur. Malesef yıllardır ‘analar ağlamasın’ diyenler, bugün ‘ne mutlu şehit annelerine’ demeye başladılar. Üzülerek ifade edelim ki bugün analar, bu idarecilerin yüzünden ağlamaktadır. Sadece şehit ve gâzilerimizin anaları değil; bu ülkenin de anasını ağlatmaktadırlar. Gönlümüzdeki paşamız cesur aynı zamanda yürekli yarbayımız Mehmed Alkan kardeşimiz de her Türk evladı gibi, bu kötü gidişatın durumuna isyan ediyor. TSK’nin yarbayımıza sahip çıkması lazımdır çıkacaktır da. Her ne kadar belirli yerlerde beslenen yoz davarlar yarbayımızı linç etmeye çalışsalar da asla bunların güçleri yetemeyecektir.

Yarbayımızın isyanı vatan için ölünmez isyanı değil. Vatan için ölünür. Şehitler ölmez, vatan bölünmez diyor. Ama vatanı bu hale getirenler, bunların çocuklarından niye bir tanesi olsun ölmüyorlar ve cepheye gitmiyorlar. Eğer biz vatan için ölüyorsak amenna. Fakat bizi vatan için değil de şu veya bu şekilde bir takım kahpe oyunlar ve hileler yüzünden şehit ettiriliyorsak ve ölüyorsak, işte o zaman! Hiç kusura bakmasınlar, biz öldüğümüz zaman onlar da en azından siyaseten de olsa ölmelidir, öldürülmelidir diyor.

Şehit Yüzbaşı Ali ve ağabeyi yarbay Mehmet Alkan kardeşimize herkes sahip çıkmalı, çıkacaktır da. Biz hepimiz Mehmediz ve hepimiz Türküz Müslümanız elhamdülillah, vatan için ölmeyi de biliriz. Vatan ve millet düşmanlarına hadlerini de bildiririz evel Allah!...

Yarbay Alkan’ın üniformayla cenazeye gelip bu konuşmayı yapması bir birikimin sonucudur. Kimileri ıvırıp kıvırarak başka başka yönlere çekmesinler sözlerini. Bunlar sadece kendi duyguları değil, tüm silah arkadaşlarının duyguları. Bu sözler Yüce Türk Milletinin her ferdinin ayrı ayrı sözleridir. Hem oğlunu askere göndermeyip çürük raporu alanların, aldıranların şehit cenazelerinde gelip boy göstermelerinin anlamı nedir ki; bu milleti ahmak ve aptal mı sanıyorlar?

Ama diğer yandan şehit cenazesinde bile siyasi rant elde etmek uğruna “ne mutlu şehit anaları” nutkunu atmakta olan ve kendi çocuklarına çürük raporu alarak vatani görevini yapmaya bile göndermeyen siyasiler ve üzerine pet şişesi atılan, katıldıkları cenazelerde kovulan ve tard edilen iki yüzlü politikacılar ve beceriksizlikleri yüzünden kendisine yakışmayacak derecede yalnızlaştırılmış ve yenilmişliğe götürülen bir Türkiye…

Bir yandan bayrağımızın rengi değişsin, devletimizin adı değişsin, Atatürk’ün devrimleri ortadan kaldırılsın, Atatürk’ün heykelleri kaldırılsın, Türkiye Cumhuriyeti’nin adı değişsin diyecek kadar şerefsizleşmiş, üzerinde yaşadığı ve barındığı, her şeyini bu vatana ve millete borçlu olduğunu unutmuş hainler güruhu ve PKK’yı başımıza çıkaran, öcalan’a özgürlük sözü veren siyasi çürümüşler!..

Bir yandan bunca verilen şehitlerimizin akan mübarek kanları üzerinde oynanan kirli oyunlar, döndürülen entrikalar ve hileler üzerine kurulu politikalarına devam etmekteler. Bütün muhalefet partiler de iktidar partisi de siyasi rant ve alacağı oy peşinde, her biri bir diğerinden beter, hepsi de şehitlerin kanı üzerinden rant elde etme ve ne kadar fazla oy alabiliriz diye anket yaptırmak telaşındalar…

Aynı atasözümüzde olduğu gibi; “koyun can derdinde, kasap et derdinde” Ülke yöneticileri mevki ve makam kaybetmemek korkusu yaşıyorlar adeta…

Siyasi muhalefet ise oy kaybetmeme telaşındalar. Siyasiler kandıracak insan bulmak için dini kavramların pazarlamasını yaparken kimileri de şehitlerin kanı üzerinden oy toplama arayışının içine şu günlerde bile girmektedirler. Vatan için ölmeye gelince… Bu konuda uzun uzadıya bir şeyler yazmaya gerek yok. Çünkü Tevfik Fikret “vatan için” adlı şiirinde belki beş yüz sayfada anlatabilecek konuyu dört dizede ustaca dile getirerek şöyle demiştir:

Vatan senden hayat umar

Sen yaşarsan o canlanır

Vatan için ölmek de var

Fakat borcun yaşamaktır.

İşin en acı tarafı nedir biliyor musunuz; politikacıların siyasi amaçları uğruna savaş kararı almaları ve askerlerin de bu savaşta ölmeleridir. Tarihte bu hep böyle olmuştur. Ama bazı zamanlarda da tarih yapılan tarihi haytalar kadar aynı zamanda kahpelikleri puştlukları da yazar. Çünkü tarih, tekerrürden ibarettir.

Bugün Milletin vekili olarak Türkiye’nin mabed yerinde oturanların büyük çoğunluğu, kendi çocuklarına asker gitmemeleri için “çürük raporu” almışlardır. İşte bu ikiyüzlü ve sahtekâr insanları, bunların gerçek yüzlerini, kimliklerini ve kişiliklerini, özellikle de neyi ve hangi kutsalımızı istismar etiklerini yani zihniyetlerini çok iyi tanımamız gerekiyor. Lütfen bu ikiyüzlü vatani görevi bile yapmaktan yaptırmaktan aciz olan, sırtımızdaki amipleri çok iyi tanıyalım… Çünkü bunlar kendi nefisleri için istediklerini, başkaları için, yani bu aziz milletin değerli evlatları için istememekteler.

Çünkü bunlar,  cepheye kendi çocuklarına çürük raporu alıp askere göndermeyip, bu aziz milletin hep fakir fukaranın çocuklarını cepheye göndererek onları şehit ettiriyorlar. Maalesef, günümüzde politikacılar “yaşatacakları yerde; gençlerimizi, yiğitlerimiz, mehmedlerimiz terör belasına, siyasi makamları ve şahsi çıkarları uğruna fidanlarımız genç yaşlarında koca çınar gibi devriliyor, birer birer de değil artık, beşer, onar, 33 er şehit ediliyor, askeri kışlalarda koyun boğazlar gibi boğazlattırıyorlar…

Ne gariptir ki, bağımsızlık savaşında, özgürlük uğruna canını veren nice Anadolu insanı son yolculuklarına kefensiz uğurlanırken, geride bıraktıkları yokluk ve yoksulluklarla mücadele etmeye çalışırlarken; emperyalizme hizmet edenlerin milletvekilliğine seçilme şansı tanıyan dünyadaki tek ülkede maalesef Türkiye’dir. Öyleki; bu milletin alın teriyle kazandığı parası ve vergisi zaman içerisinde maaş olarak da bunlara ödenmiştir de…

Günümüzde, çevremizde ve yanımızda yöremizde, dahası ülke içindeki gelişen olaylara şöyle bir göz atınız.

Bugün Ortadoğu’nun Arap baharı uydurması ve aldatmacasıyla başlatılan Afrika’dan yanı başımıza Suriye’ye kadar olan sahada; Doğu Türkistan, Afganistan, Pakistan ve benzer ülkelerde, Müslümanların kanayan yarası Kudüs, Irak, Suriye, kısacası tüm Asya ve Ortadoğu’daki sancıların altında bu tarihsel gelişmelerin talihsizliği yatmaktadır. Bütün bunların ana sebebi ise Türk milletini yöneten ve yönlendirenlerin “İttihatçı zihniyetlerinden” yani “MEFKURESİZLİKlerinden yatmaktadır. Bu mefkûresizliği cumhuriyet hükümetlerinin dış politikaları bile dışarıya ısmarladıkları uygulamalarından ve attıkları hamasi nutuklardan da açıkça anlaşılabilmektedir.

Devlet olarak ve millet olarak ne kadar bedbin olduğumuzun ve mefkûresizleştirildiğimizin acı tablosunu binlerce yıldır hükmettiğimiz ve yönettiğimiz, bizim kadar biz olan Doğuyu ve Orta Doğuyu, yok edilişini yeniden bir gözden geçiriniz. Tablo ortada değil mi? Doğu'ya ve elbette Arap âlemine karşı yürüttükleri politikalarda müşahede etmemiz mümkün değil mi?

26-30 Ağustos Zafer Bayramımızın yıldönümünü kutladığımız şu günlerde bayramında bu ülkede yaşayan herkes elini yüreğinin üzerine koysun ve vicdanına sormalıdır. Günümüzde, Türkiye ve çevresinde meydana gelen olaylar; huzursuzluk ve anarşi ortamı, savaş çığırtkanlığı, yapılan savaş hazırlıklarının 1912 yılında meydana gelen Balkan savaşları arifesindeki günler ile veya Birinci Dünya Savaşı öncesinde durum ile ne farkı var? İstiklâl Savaşı öncesinde devletin en sadık tebaası (Ermeniler) maşa olarak kullanılıyordu. Düşmanlarımız, emperyalist güçler vardı. Günümüzde ise devletin en sadık evlatları (Kürtler) nın kandırılarak beyinleri yıkanmış olanları dağlarda maşa olarak kullanılmaktadır. Kullanılan maşalar farklı. Fakat düşmanlarımız yine aynıdır...

Bunu anlamamak için aptal, görmemek için kör olmaya da gerek yoktur. Bu konuda insanın Akıl fukarası olması, bir de gözünde yabancı marka bir gözlük bulunması yeter!...Yeter ki ufkunuz dar olsun…

Milli iradenin öncüsü Mustafa Kemal Atatürk, bu mefkûresizlik ortamını yaklaşık bir asır öncesinden görmüş, sezinlemiş ve şöyle demiştir: “Bir gün, Birinci Cihan Savaşı’ndan sonra Ortadoğu’da kurulan sun’i devletlerin halkları ayaklanacaktır. O gün geldiğinde, yeni kurduğumuz cumhuriyetimizin yöneticileri, bu halkların değil, emperyalist güçlerin yanında yer alırsa, aynı akıbete kendileri uğrayacaktır…Ve kurtuluş Savaşı’nda yedi düvele haddini bildiren Türk Milleti, onların da hakkından gelecektir

  • Yorumlar 1
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Dikkat! Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    ÖZEL İÇERİK
    • Özel İçerik
    1/20
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Sivas Bülteni | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 505 152 45 78