• BIST 81.712
  • Altın 147,154
  • Dolar 3,8050
  • Euro 4,0356
  • İstanbul 8 °C
  • Ankara 1 °C

TÜKETİM ÇILGINLIĞI VE ÇARESİZLİK

Orhan ARSLAN

   Modern Dünya dedikleri,  devir,  aynı zamanda vahşi kapitalizmin egemenliğini ilan ederek,  insanları,  her alanda esir almanın keyfini  yaşadığı zirve durumudur.  Alış, veriş yapma çılgınlığı o kadar zirve yapmıştır ki; artık insanlar gelecek  yıllara ait gelirlerine güvenerek, tüketim yapmaya devam etmektedirler. İşin en ilginç,  yanlarından  biri, insanların, gelirlerinden çok  fazla harcama yapma alışkanlıklarıdır.   Devletler bile,  geleceğe borçlanma adına yapılan alış, veriş çılgınlığının altını çizerek,  Bankalara bu konuda fazla kredi açmamaları gerektiğini vurgulamaktadır. Bu konu Devletlerin gelecekteki mali dengesinde sorun çıkarabilir. O nedenle sürekli bankalar, tüketici kredileri yönünden uyarılmaktadır.

                               İnsanların yeme, içme konusunda harcadıkları paraları bir manada anlamlandırabiliriz. Ancak ,  giyim, kuşam konusunda harcanan paralara karşılık, o eşyaların daha tazelikleri bile geçmeden, yenileri alınarak kenarlara atılması, hatta bazılarının birkaç kez giyilerek terk edilmesi, kapitalizmin reklam ekonomisi ile vardığı yeri anlatmak adına önemli bir örnektir.  Aynı şekilde giyim ve kuşama harcanan para miktarını aşacak şekilde daha fazla miktarların ev eşyalarına harcandığını görüyoruz. Herkes kendi bütçesine göre yüklü şekilde borçlanarak ev odalarını süslemektedirler. İşin ilginç yanı bazı evlerdeki odalar eşyalarla doldurularak kapıları kilitlenir. O, oda zaman, zaman açılır  ve temizliği  yapılır. Çok ender günlerde insan ağırlanan bu oda, gerekli  görünümü sağlamadığı inancı ile, yahut yenilenip  değişmesi  gerektiği  inancı ile tekrardan yeni eşya alınarak, önceden kullanılan eşyalar,   çok az  insan ağırlamalarına karşılık, hiç de yıpranmamış olan ve hatta tazeliğini ve yeniliğini  koruyan  o, eşyaların yıprandığı inancı ile değiştirilmesine karar verilir. Yeni gelen eşya da süslenir, temizlenir,  yine bir odaya hapsedilir. Ara sıra kapı açılarak ziyaret edilir. Daha önceden alınmış olan kullanımı bozulmamış, daha senelerce insanlara hizmet edecek durumda olan eski diye adlandırılan eşyalar ise ya birilerine verilir, veya satılır. Böylece ev eşyasının ihtişamı tamamlanmış olur. Bu aynı zamanda ev halkının bir, çok Aile açısından söylüyorum yeni,  yeni borçlanmaları demektir.  Başka bir tabirle acımasız vahşi kapitalizm yine insanlara gereksiz harcamalar yaptırarak, insanları esir almıştır.

                               Bu acımasız harcamaların karşısında bir de; bir annenin veya babanın çocuğuna en ucuz ve en basit bir ihtiyacını alamamaktan dolayı duyduğu acıyı, çaresizliği varın siz düşünün. İşte sözün bittiği yer diye, bir şey tanımlanıyor ya, tam da bu anı tanımlamaktadır. Çaresiz anne ve babanın,  düştükleri durum,  çocuğun en basit ihtiyacının karşılanması için anne ve babasına çaresizliğin ne demek olduğunu bilmeden yalvarışı…  sonuç, acı… çaresizlik… yokluk…

                                Öte yandan,  Bütün bu eylemleri yapan insanların günlük hayatlarının çoğu zamanı borçlarını konuşarak geçirdiklerine şahit olursunuz.  Çünkü, kimseye bedava mal verilmemektedir.  Malı satan insanlar belirli bir müddet sonra ödeme  yapılmasını isteyeceklerdir.  İşte,  Aileler açısından sıkıntı hemen oralarda başlar. Hatta aylık gelirlerini aşarak, bol keseden borçlanan aileler perişan olurlar. Huzursuzluk, tartışma, kimi zaman açlık çekerler. Bütün bunlar yaşanırken evlerde gereksiz olarak alınan eşyalar, ev sahiplerine kıs, kıs gülerler. Çocuklarının eğitim giderlerine bile yetişemezler. Bir perişanlıktır, alır gider. Aile içi şiddete varan huzursuzluk ortamı oluşur. Sağlıkları ve düzenleri bozulur.

               Bir tarafta, yokluk, çaresizlik, bir tarafta tüketim çılgınlığı… İnsanoğlu öyle bir yola girdi ki; sormayın gitsin. Durmadan üret, durmadan tüket, işte özet budur. Bunun yanında şükür, sabır, kanaat, bereket, var olanla yetinmek, kavramları,  hem alfabemizden, hem de hayatımızdan çıktı. Hep başkalarının hayatları bizim hayatımızı etkiler ve yönetir, oldu. Onun var benim neden yok, gibi anlamsız bir sorunun cevabını arar olduk.  Durmadan çalış, durmadan kazan ve hep tüket, hep tüket,  parola bu. Paylaşma, yardımlaşma, kendimde olan nimetlerden fazlaca bahsederek, başkalarını bana özendirme, gibi bir hastalığa uğradık. Allah verdi, diye bir şükür kalmadı. Ben çalıştım ve ben kazandım, fikri ağır basar oldu. İşte o mantıkla kazanılan tüm kazançlar, başkalarına yardımı, paylaşmayı unutturdu. Hep ben, hep ben, fikri aldı yürüdü. Biz, kavramı sadece içi boş kullanılan bir kelime olarak kaldı. Bu çılgınlığın bir an önce yavaşlaması dileğimizdir.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Dikkat! Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖZEL İÇERİK
  • Özel İçerik
1/20
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Sivas Bülteni | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 505 152 45 78