• BIST 97.713
  • Altın 144,103
  • Dolar 3,5652
  • Euro 3,9996
  • İstanbul 22 °C
  • Ankara 23 °C

SAYGI DURUŞU MESELESİ

Ömer Emir DOĞAN

DARBE NÖBETLERİ VE SAYGI DURUŞU MESELESİ

 

Son kale olan devletimize ve milletimize karşı, işgal kuvvetlerinin dahi yapmaya cesaret edemediği bir alçaklık ve hainlikle girişilen 15 Temmuz darbesini telin ve vatanı koruma nöbetlerinin devam ettiği günlerde, bu nöbetlere, siyasi düşüncesi farklı her renkten insanımızın katılması da ayrıca bir mutluluk vesilesi olmuştu.  Bu darbe girişimi ile yurdumuzu gerçek anlamıyla parçalamak isteyen hainlerin beklentilerinin tam tersi oldu. Öyle ki; bayramda dahi bir araya gelemeyenler, vatan mevzu olunca tek yürek oldular. İşte bu; vatan, ezan, bayrak, Kuran ve hatta bazılarına göre demokrasi nöbetlerinde rutin olarak uygulanan ritüeller de vardı. Hemen her nöbette önce saygı duruşu yapılıyor, ardından İstiklal Marşımız okunuyor. Sonrasında memleket türküleri, Mehter Marşları, ezgiler, Kuran’ı Kerim tilaveti, konuşmalar yapılması vs. ile programlar sabah namazına kadar devam ediyordu.

 

O günlerde sunucu, şehitlerimiz anısına saygı duruşuna davet ettiğinde binlerce kişi adeta bir put kesiliyor ve nefes aldığını dahi hissettirmeyecek şekilde bir sessizliğe bürünüyordu. İşte bu esnada bir ses duyuluyor ki bu sese “Ti” sesi deniyor. 241 şehit vermişsiniz, tankların önüne yatmışsınız, binlerce gaziniz var. Bu düşünceler aklınıza gelmişken ve bir Müslüman olarak aziz şehitlerimizin ruhuna bir Fatiha okumaya niyetlenmişken kulaklarınızı tırmalayan bu ses ile yine iki arada bir deredesiniz. Çünkü size mankurt gibi hissettiren bu uygulamaya karşısınız, sizin gibi karşı olanlar da az değil. Ama “uydum kalabalığa” kabilinden bir anlayış ile millet put kesiliyor.

 

“Ti Sesi ve müziği”, Daniel Butterfield’in(1831-1901)Amerikan iç savaşının acıları için bestelediği bir ağıtmış meğer. Amerikan başkanlarından Bush, ülkemize geldiğinde resmi karşılama töreninde ti sesini duyunca “kültürümüz buralara  gelmiş” diye hoşnutluğunu  ifade etmiştir. Yine “Ti” sesinin Amerikan ordusunun “yat” emri yerine kullanıldığına dair de epey açıklama vardır. Düşünebiliyor musunuz, Amerikan Cumhuriyetçi kanadının besleyip-büyüttüğü FETÖ, memleketimizde darbeye girişiyor 239 şehit veriyoruz ve bu şehitleri yine emperyalist ABD’nin müziği ile anıyoruz. Yazar Aleettin EKİZER’in belirttiğine göre;  “Hristiyan inancına göre kiliselerde saygı duruşu yapılmadan cenaze ve anma törenleri  geçerli olmaz. Bu onlar için vazgeçilmez bir dini kuraldır. Bizde “Cenaze Namazı”  ne ise; onlarda da “Saygı Duruşu”  O’dur. Ölüye saygı duruşunun da toplumsal, kültürel değer ve adetlerimizle hiçbir ilgisi yoktur. İstiklal Marşı ve  güftesi, Milletin bağımsızlık destanının ifadesidir. İstiklal Marşı’ndan önce Amerikan iç savaşının acıları için bestelenmiş “ti “sesini  neden ve hangi gerekçeyle dinlemek zorundayız?”

Muğla Barosu Başkanı Av. Mustafa İlker GÜRKAN; “Ti borusu “ diye nitelenen bu müzik parçasınının orijinal adının “Military Taps” olduğunu ve aslen Amerikan Ordusunun “yat borusu” olduğunu söyleyerek, şehitlerimize  “ ABD ordusunun yat borusu” ile saygı duruşunda bulunmayız şeklinde tepkisini dile getirmiş kamuoyuna açıklamalarda bulunmuştur. O’na göre; “Ti sesi ya da Amerikan Ordusu Yat borusunun şöhret kazanması, 1953 yılı ABD yapımı “İnsanlar Yaşadıkça” filminin sonunda Mongemery Clift’in arkadaşının ölümü üzerine hüzünlü bir canlandırma içinde, gözlerinden yaşlar süzülerek çaldığı yat borusunun olağanüstü dramatik etkisiyle ortaya çıkmıştır… Dünyanın ilk Muzaffer Anti-Emperyalist Kurtuluş Savaşını gerçekleştiren Ulus, Başkomutanının huzurunda Dünyanın en büyük emperyalist ordusunun yat borusu ile saygı duruşunda bulunuyor…Yetmiyor; Bayram, anma demeden saygı duruşu yapılan her yerde çalıyor. Çanakkale’de “Allahü ekber” diyerek şehit olanlara, ABD ordusu yat borusu ile saygı duruşunda bulunuyoruz.  Traji-Komiktir…”

Yazar Süleyman CERAN kardeşim; “Bir insan sağlığında ölümüne müteakip alkışlarla gömülmesini ve her anılmasında da saygı duruşunda bulunulmasını istiyorsa o kişinin takipçilerinin bunu yapmasında herhangi bir sakınca yoktur, tam tersine bu isteğe saygı duyulmalıdır. Böyle bir talebi olmayan bir kişi için ise İslam gelenekleri uygulanmalıdır. Dinimizde ölen kişi Fatihalarla dualarla, tekbirlerle anılır saygı duruşu ile değil. Bu inanca sahip kişilere de saygı duyulmalıdır. Birlikte yaşamanın en basit rüknüdür bu” diyerek el-hak doğru söylüyor.

 

“Saygı Duruşu” hakkındaki bu itirazımızı ve açıklamaları naklettikten sonra gelelim kahraman ordumuza ithaf edilmiş İstiklal Marşımızın bestesine. Bu konuya daha önce “Allah Bir Daha Yazdırmasın” ve “Mehmet Akif Ersoy” başlıklı yazılarımızda değinmiştik ama kısaca tekrar edecek olursak; 12 Mart 1921’den beri bir milli marşımız var: İstiklal Marşı. Hatta,  garbın âfâkındaki çelik zırhlı duvarlara karşı iman dolu göğüslerimizle mücadele edebileceğimizi bildirdiği için,  İslami bir metin içeriğine sahip olan, bazılarına göre de bir şeriat metni olan bu marşımızın o günlerde kabul edilmiş olması bile çok ilginç.  Kırk bir mısranın her biri, bize ne olduğumuzu ne olmamız gerektiğini, ekmel bir ifadeyle hatırlatıyor. Lakin,  her hafta başında ve her hafta sonunda, törenlerde, manasını bozan, anlaşılmaz bir hale sokan, güfteyi ve heceleri bölen bir söyleşiyle terennüm ediyoruz sanki. Bu konuda Şair İsmet Özel’in düşüncelerinden istifade edilerek yeniden bestelenmesi düşünülmelidir.

Bir başka konu da şehit ve protokol cenazelerinde çalınan ve "cenaze marşı" olarak bilinen marş. Saygı duruşunda olduğu gibi milletimizi ifade etmeyen, şehit ailelerini yaralayan bir müzik. Bu marş, meşhur müzik adamı Frederic Chopin''in(Şopen) Opus 35, 2 numaralı Sibemol Minör Piyano Sonatı''nın üçüncü bölümüymüş. Chopin, bu cenaze marşının kendi cenazesinde bile çalınmasını istememiş ve kendi yazdığı cenaze marşı yerine, Mozart''ın Requiem''inin çalınmasını vasiyet etmiş. Bu marş yerine İtri’den “TEKBİR” çalınmasını bazı vekiller ve Diyanet İşleri Başkanı Mehmet GÖRMEZ dile getirmişti. Bu uygulamaya bir an önce geçilmesi ve çelenk gönderme uygulamasından da vaz geçilmesi seküler bir tabudan daha kurtaracaktır bizleri.

Bu nöbetler sırasında sohbeti-muhabbeti yeniden keşfettik. Meğer ne kadar güzel bir terapiymiş ve biz ne kadar da özlemişiz konuşmayı, dertleşmeyi…

 

Diyanetimize büyük görevler düştüğünü, bugünden sonra vakıf, dernek, cemaat, tarikatlara kalmadan toplumu aydınlatması hususunda azami gayret göstermelerinin ehemmiyetini hatırlatarak bitirelim.

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Dikkat! Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖZEL İÇERİK
  • Özel İçerik
1/20
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Sivas Bülteni | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 505 152 45 78