• BIST 1.112
  • Altın 474,037
  • Dolar 7,5495
  • Euro 8,9548
  • İstanbul 21 °C
  • Ankara 18 °C

İşte bir “Hukuk Ve Demokrasi Şehitlerinin’’ hazin öyküsü…

27 Mayıs 1960 darbesinin 60’inci yıl dönümü; ‘’Demokrasi ve Hukuk Cinayetinin Yıl Dönümü’’ Bugün bir kez daha anacağız darbeci zihniyeti ve demokrasi şehitlerini…
İşte bir  “Hukuk Ve Demokrasi Şehitlerinin’’ hazin öyküsü…

Merhum Başbakan Adnan Menderes, Aydın’da bulunan Çakırbeyli Çiftliğinin beyiydi. Evlendiği zaman, Eşi Berrin Hanımefendiye söz vermiştir, asla siyasete bulaşmayacağına ve çiftliğin başında durarak, çiftlik işleriyle uğraşacağına dair. Berrin Hanımefendi’nin sanki idamlardan 27 yıl öncesinden haberi varmış gibi içine bir his doğmuştu…

Adnan Menderes’in Siyasi Hayatı

Cumhuriyet’in kurulan ilk muhalefet partisi Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası( İlerici Cumhuriyet Partisi) 17 Kasım 1924 tarihinde kurulmuş ve 3 Haziran 1925 tarihinde kapatılmıştır. Partinin kurucuları arasında Mustafa Kemal ATATÜRK’ün en yakın silah arkadaşları da bulunuyordu. Partinin kapatılmasının nedeni ise, ATATÜRK’e karşı tertiplenen İzmir Suikast girişimi ve Şeyh Sait İsyanıdır.

Partinin kapatılmasının ardından bu sefer cumhuriyet tarihine adını yazdıracak olan ikinci siyasi parti hayatına başlar, Serbest Cumhuriyet Fırkası. Cumhuriyet Halk Fırkası, 1930 yılına kadar ülkede tek siyasal parti olarak kaldı. Bu zamana kadar, inkılâpların büyük bir bölümü gerçekleştirildi. Ancak tek parti yönetimi, demokratik bir rejim için uygun değildi. Mecliste hükümetin çalışmaları denetimsiz kalıyordu.

1929 yılında, dünyada ekonomik bir bunalım ortaya çıktı. Türkiye de bu bunalımdan etkilendi. Ekonomik sıkıntıya düşen halkın şikâyetleri arttı. Meclisteki bazı milletvekilleri ülkedeki ekonomik sıkıntıların, hükümetin yanlış politikalarından kaynaklandığını ileri sürmeye başladılar. Atatürk de hükümetin ekonomik politikasından hoşnut değildi. Hükümeti denetleyecek ikinci bir siyasî partinin gerekliliğine inanıyordu. Bu nedenlerden dolayı bir muhalefet partisinin kurulmasına karar verildi. Bu amaçla Mustafa Kemal, çok yakın arkadaşı Fethi Bey (Okyar)'i bir parti kurmakla görevlendirdi. 12 Ağustos 1930'da Serbest Cumhuriyet Fırkası kuruldu. Bu sırada siyaset sahnesine Adnan menderes’te çıkmıştır, Fethi Bey tarafından Serbest Cumhuriyet Fırkasının Aydın il başkanı seçilmiştir.

Serbest Cumhuriyet Fırkası, siyasî fikir olarak cumhuriyetçilik, lâiklik ve milliyetçilik ilkelerini, ekonomi alanında ise devletçilik ilkesine karşı liberalizmi savunuyordu. Parti kısa zamanda hızla gelişti. Yapılan yerel seçimlerde yolsuzluk yapıldığı iddia edilip, hükümet ağır şekilde eleştirildi. Hükümet ve inkılâplar aleyhinde gösteriler yapıldı. Bu durum, parti yöneticilerini sıkıntıya sokunca, Serbest Cumhuriyet Fırkası, kurucuları tarafından kapatıldı 17 Kasım 1930 tarihinde.
Böylece çok partili siyasî hayata geçmek için yapılan ikinci deneme de başarısızlıkla sonuçlandı.

1930’dan 1946’ya Kadar Giden Süreç

Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kapatılmasından sonra, 1933 yılında Milletvekili olarak Cumhuriyet Halk Partisi sıralarında yerini alır, Adnan Menderes. Menderes, ilkokul mezunu idi ve üniversite eğitimi almak istiyordu. Milletvekili seçilmeden önce Ankara Üniversitesi’ne birkaç defa dilekçe yazarak eğitim hayatına devam etmek istediğini belirtir ancak, lise mezunu olmadığından ötürü bu başvuruları geri çevrilmişti. Milletvekili seçilmesinden sonra 1933 yılında, Ankara Üniversitesine bir kez daha başvuruda bulunur ve bu kez milletvekili olduğundan ötürü başvurusu kabul edilir ve Menderes 33 yaşında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesine kaydını yaptırır, O, artık bir hukukçu idi ve aynı zamanda ‘’ Hukuk ve Demokrasi Şehidi idi.’’

1938 yılının 10 Kasım gününe geldiğimizde ise Türk Milleti’nin Kurtarıcısı ve Önder’i Mustafa Kemal ATATÜRK hayata gözlerini kapamıştı. ATATÜRK, ölmeden önce sözlü vasiyetini hayatı boyunca yanında yer almış silah arkadaşı, sırdaşı, okul arkadaşı Salih Bozok’a söylemişti. Vasiyetinde, ben ölünce yerime, İsmet İnönü gelsin fakat milletin tam anlamıyla güvenini kazanamamıştı ve bundan ötürü onun yerine Celal Bayar geçsin demiştir. Salih Bozok, vasiyeti Celal Bayar’a ilettiğinde, kendisinden bunları duymadan Cumhurbaşkanı olamam demiştir. 11 Kasım 1938 yılında yapılan oylamada, oy birliğiyle Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci Cumhurbaşkanı, İsmet İnönü seçilmiş ve Milli Şef olmuştur.

İnönü’nün Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra İkinci Dünya Savaşı patlak vermiş ve yeni kurulmuş olan devlet savaşa girmediği halde, iç savaşı yaşamıştır. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra halk tükenmiş ve bitkin düşmüştü, İkinci Dünya Savaşı’na girilmese de ekonomik tedbirler alınmaya başlamıştı. Varlık Vergisi çıkarılmış, buğdaylar silolarda toplanmaya başlamış, halka karne ile ekmek, yağ, un, şeker verilmeye başlamıştı. Halk bir müddet sonra bu durumdan şikayet etmeye başlamıştı.

1944 yılına gelindiğinde ise, o zamanlar Üsteğmen olan Alparslan Türkeş, Adnan Menderes, Celal Bayar, Refik Koraltan, Fatim Rüştü Zorlu, Fuad Köprülü bu durumdan şikayetçi olmaya başlamıştı. Aynı yıl Toprak Reformu Kanunu mecliste görüşülmeye başlanmıştı. Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan ve Fuad Köprülü’nün, Meclis Başkanlığına sunduğu ve siyasi tarihimize 12 Haziran 1945 tarihinde Dörtlü Takrir olarak geçen genelge, Cumhuriyet Halk Partisi’nde büyük bir şoka neden oldu. Milli Şef İsmet İnönü, açıklama yaparak böyle bir muhalefet varsa teşkilatlarını ve partilerini kursunlar ve karşımıza çıksınlar diye açıklamada bulundu. Adnan Menderes, Fatim Rüştü Zorlu, Refik Koraltan, partiden  ihraç edilmiş ve milletvekilliğinden istifa ettmişlerdi. Bu sırada Celal Bayar’ında istifa etmesi bekleniyordu ancak istifasını henüz yapmamıştı ve bir hafta sonra beklenen istifa kısmen de olsa geldi, partiden istifa ettiğini açıkladı ve milletvekilliğinden istifa etmeyeceğini söyledi.

Daha sonra beklenen açıklama geldi. Teşkilat oluşturulmuş ve parti kurma izni için, Celal Bayar, Çankaya Köşk’üne çıkmıştı. 3 Haziran 1945 tarihinde Türkiye Cumhuriyetinin üçüncü muhalefet partisi resmen kurulmuştu.

21 Temmuz 1946 tarihinde yapılan milletvekili genel seçimleri, İsmet İnönü’nün 5 Haziran 1946 tarihinde değiştirdiği Milletvekili Seçim Yasası’nı değiştirdiğinden ötürü, açık oy gizli tasnif şeklinde  ve çoğunlukçu yapılmıştır. Seçimlerden Cumhuriyet Halk Partisi 395, Demokrat Parti 66 ve bağımsızlar 4 milletvekili çıkarmıştır. Anadolu’da Demokrat Partiye ‘’Demirkırat’’ denilmeye başlanmıştı. Ancak seçimlere şaibe karıştırıldığı ortaya sürüldü ve halka sopalarla Cumhuriyet Halk Partisi’ne oy attırıldığı, sandıkların saklandığı, oyların değiştirildiği söylenmeye başlamıştı. Bu sefer Cumhurbaşkanlığı için Celal Bayar’ın ve İsmet İnönü’nün adaylığı konusunda ise bu kez sahneye ordu çıkmaya başladı. İstanbul’da toplanan generallerin aldığı karara göre, ‘’ya İnönü ya Çakmak’’ olacaktı ve İnönü Cumhurbaşkanı seçildi.

1950’den 1960’a Doğru…

14 Mayıs 1950 tarihine gelindiğinde halk bir kez daha sandık başına gitmiştir ve bu kez gizli oy, açık sayım yapılmıştır. Halk ilk defa demokratik bir seçimle karşılaşmış ve seçim neticesinde, Demokrat Parti %57.50 oranında bir oy alarak iktidara gelmiş ve halk ilk defa kendi istediğini başa geçtiğini görünce sevinmiştir.

Menderes’in iktidara gelince yaptığı ilk icraat ve Cumhuriyet Halk Partisi’nden bazı milletvekillerinin de desteklediği, ezanın Türkçe okunmasından vazgeçilerek Arapça okunması için yasa çıkartmak oldu ve bu yasanın Ramazan ayına yetişmesini sağladı. Menderes, iktidara gelince ülke hafriyat sahasına döndü ve yollar, binalar, barajlar, fabrikalar yapılmaya başlandı. Menderes’in bir sonraki icraatları ise, Din Derslerinin tekrar okutulmaya başlanılması, İstanbul ve Ankara’da İmam ve Hatiplerin yetiştirilmesi için kurslar açılmaya başlanılması ve Ankara Üniversitesi’ne bağlı olarak İlahiyat Fakültesinin açılması oldu.

Artık Darbenin Ayak Sesleri Duyulmaya Başlandı…

1959 yılına gelindiğinde ise, orduda darbe girişimi söylentileri yayılmaya başlanmış ve bunun için uygun senaryolar hazırlanmaya başlanmıştı. İsmet İnönü ve beraberindeki 40 kişilik milletvekili heyeti ile Uşak’a gittiğinde taşlanılması, üniversite öğrencilerinin protestolar yapması ve ordu geldiği zaman alkışlamaya başlayarak ordunun yanındayız izlenimi verilmeye başlanıldı. Adnan Menderes’in bir gün Sabiha Gökçen Havaalanında uçakta indiği vakit, yakasına yapışan bir gencin bize hürriyet ver demesi üzerine, evladım bir başbakanın yakasına yapışıp bunu demen en büyük hürriyet demesi işin ayrı bir gerçeğiydi…

Tüm bu olayları incelemek için Adnan Menderes’in talimatıyla kurulan Tahkikat Komisyonu oluşturuldu. Bu komisyonun tüm üyeleri DP milletvekilleri tarafından oluşturuluyordu ve çok geniş yetkilere sahipti. Ülkede artık muhalefetin sesi kesilmiş gazeteler ise, gelene ağam, gidene paşam zihniyetinde yazmaya devam ediyordu. Tahkikat komisyonun oluşturulması, darbe için artık bulunmaz bir nimetti. Darbe gerçekleşmeden iki gün önce yani 25 Mayıs 1960 yılında Tahkikat Komisyonu, Menderes tarafından kapatılır. Ancak artık çok geçti… 

Demokrasiye İnen Demir Yumruk...

27 Mayıs 1960 Cuma gecesi kışlalarda düdük çalmış, darbe için Ankara abluka altına alınmış, tanklar yürütülmeye başlanmış, kritik mevkilere daha öncesinden belirlenen komutanlar yerleştirilmişti. Başbakan Adnan Menderes, darbe yapıldığı sıralarda Eskişehir’de bulunuyordu, darbenin yapıldığını öğrendiği sıralarda uykusundan kaldırılmış, Bölge Sıkı Yönetim Komutanlığı ve Generaller ile telefonda görüşmek için, her ne kadar uğraştıysa da hiçbir yer ile konuşamamıştı. Daha sonra Bölge Sıkı Yönetim Komutanlığına gidip, komutan ile kahve içerek nazikçe teslim olduğunu gösteren bir tutum sergilemişti ve Menderes’i tutuklamakla görevli komutan Afyon’a gelindiği vakit, Menderes’i tutuklamıştı.

Ankara’da Çankaya Köşk’ünde ise, işler daha da karışmıştı, Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ı teslim almak için, ordu köşkün etrafını çevirmişti. Celal Bayar ise, teslim olmayacağını beni halk seçti ve bu görevden bir tek halk alabileceğini söylemiş, daha sonra ise, masanın çekmecesinde duran silahını alarak önce askerlere doğrultup ateş etmeyi, daha sonra kendi şakağına dayayıp intihar etmeyi düşünmüştü. Ancak, kendisinin şakağına dayadığı sırada Celal Bayar’ı teslim almak için bir albay gönderilmişti ve yanında bir grup asker vardı. Celal Bayar, tam bu sırada şakağına tabancasını dayamış, tetiği çekmek üzereyken Albay ve beraberindeki askerler Celal Bayar’ın üstüne atlayıp, kendisini tutuklamışlardı…

Yassıada’ya Doğru Yolculuklar başlar…

Halkın kararı ile seçilmiş, vekiller artık askerler ve basında ‘’düşükler’’ olarak anılmaya başlamıştı. 408 milletvekili Yassıada’ya getirilmiş, küflü, rutubetli ve küçücük hücrelere tıkılmışlardı. Celal Bayar, Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan ise, tek kişilik hücrelere koyulmuş ve diğer vekillere oranla hücreleri biraz daha genişti.

Yassıada duruşmaları başlamadan önce, halka milletvekillerine iyi davranılıyormuş gibi gösterilerek ve sanki ilk defa Yassıada’ya getiriliyormuş gibi askerler tarafından film çekilip, yemek yerlerken fotoğrafları çekilmiştir. Çekilen film ve fotoğraflar gazetelere ücret karşılığında satılmıştır.

Cumhurbaşkanı Celal Bayar bu durumu şöyle ifade etmiştir: ‘’ Bize Yeşilçam oyuncuları gibi film çektirdiler. Bu bize revayı hak mıdır’’ diyerek bu durumdan ne kadar rahatsız olduklarını belki de en iyi şekilde ifade etmiştir. 

 

Bu arada Ankara’dan gelen bir haber ile Demokrat Parti, parti toplantısı yapmadıkları gerekçesi ile partileri resmen kapatılmış ve Demokrat Partiye bir kez daha darbe yapılarak Türkiye Cumhuriyeti’nin, demokratikleşme çalışmaları resmen bitmiştir…

Duruşmalar Başlıyor…

Duruşmalar, Yassıada’nın spor salonunda yapılmıştır. Hakimler ve savcılar asılsız olan iddialar ve suçlamalarda bulunmuştur.

Demokrat Parti milletvekillerine yapılan suçlamalara sıra geldi. Kırşehir’in ilçe yapılması, Meclis iç tüzüğünde değişiklik yapılması, Meclis oturumun yayınına engel olunması, Tahkikat Komisyonu’na karar verilesi, Cumhuriyet Halk Partisi’nin mallarının alınması, Hâkim ihlali ve yargı bağımsızlığının zedelenmesi, Seçim kanunda yapılan anti-demokratik değişikliklerdi. Diğer dava ve kararlara gelince, davanın konusu, Köpek. Sanıklar, Celal Bayar ve Nedim Öktem. Suçlama; 1000-1500 lira değerindeki köpeğin, orman çiftliğine 20 bin liraya satılması. İstenilen ceza TCK 209. Maddesi gereğince sanıkların, 5’er yıl hapsine ve ayrıca ölünceye kadar memuriyetlerinden mahrumiyetine. Savunma; Celal Bayar, her ne kadar doğru olsa da, alınan 20 bin lira ile Milli Mücadele yıllarında yaptıklarından ötürü, Bursalı köyüne çeşme yapılmıştır. Tek kuruş menfaat sağlanmamıştır. Karar; Sanıkların 4’er yıl 2’şey ay hapsine.

Davanın konusu; 6-7 Eylül Olayları. Sanıklar; Celal Bayar, Adnan Menderes, Fatim Rüştü Zorlu, Fuad Köprülü, Fahrettin Kerim Gökay, Alaeddin Eriş, Kemal Hadımlı, Mehmet Ali Balim ve diğerleri… Suçlama; ATATÜRK’ün, Selanik’teki evinin bombalanışı, İstanbul ve İzmir’deki Rum azınlıklarının ev ve iş yerlerinin tahribi ve bütün bu olayların, Türk Hükümeti tarafından organize edilmesi. İstenilen ceza; 5 ila 10 yıl arasında ağır hapis cezasına ve ömür boyu kamu hizmetlerinden men edilmesine. Savunma; Bahsi geçen tüm bu olayların Türk Hükümeti tarafından organize edilmesi asla doğru değildir ve iftiradan da öteye giden bir suçlamadır. Böyle bir iddia Türk Hükümetinin değil, Türk Devleti’nin prestij kaybetmesi demektir. Karar; Bayar’ın beraatine, Menderes ve Zorlu’nun 6 yıl hapsine, diğerlerinin ise, 4 ay hapsine.

Davanın konusu, Bebek davası. Sanıklar; Adnan Menderes, Dr. Fahri Atabey. Suçlama; Opera sanatçısı Ayhan Aydan’dan, yeni doğmuş gayrimeşru çocuğu Dr. Fahri Atabey’e azmettirerek öldürtmesi. İstenilen ceza; 5 ila 10 yıl ağır hapislerine. Savunma; Gerek Menderes gerekse Ayhan Aydan ilişkilerinin ve çocuklarının olduklarını doğrularlar, ama çocuğun doğum anında öldüğünü belirtirler. Karar; beraatlerine.

Davanın konusu; Binleks. Sanıklar; Hasan Polatkan, Necati Dölay ve Hüseyin Altan ile diğerleri. Suçlama; Hasan Polatkan’ın bazı özel bankalardan, Binleks şirketine kredi temin ettiği, karşılığında ise 110 bin lira rüşvet alması. İstenilen ceza 5 yıl hapsine ve muhtelif para cezasına. Savunma; Polatkan savunmasında, Allah şahidimdir ki, benim evime yemek masasının lüşambasından başka bir şey girmemiştir. Karar; Polatkan’ın 7 yıl ağır hapsine, diğerlerinin 3 yıl 6 ay ağır hapsine.

Yapılan suçlamaların ve asılsız iddiaların belgesiz olmasına rağmen, kendilerine savunma yapmak için vakit tanınmamış, hücrelerinde başlarında bir er durarak beklemiştir. Adeta ‘’Hasta Adam’’ muamelesi yapılmıştır…           

Mektuplar, hasretleri, özlemleri bir nebze de olsa gideriyor.

Yassıada’daki belki de en büyük hapis, yalnızlıktı… Bu yalnızlıkta eşlerinden, ailelerinden gelen mektuplar, Yassıada’da bulunan vekillerinin hasretlerini, esaretlerini, ızdıraplarını bir nebzede olsa dindiriyor, özlemlerimi ve yalnızlıklarına bir umut ışığı oluyorlardı…

Berrin Hanımefendi, eşi Adnan Menderes’e mektup yazarken, Osmanlı Türkçesi ile yazdığından ötürü, iki mektubu geri gelmiştir. Bundan sonraki mektupları yazarken, yeni harflerle yazmış ve Adnan Menderes’inde böyle yazmasını ve tarih koymasını istemiştir.

Mektuplarda, ailelerinin ne kadar zor durumda oldukları ifade ediliyordu. Bir yandan özlem, hasret ve bir umut suçsuz bulunarak, ailelerine dönmelerini ifade ediyor. Bir yandan da, borçların, çocuklarının eğitimleri için okul bulunması, başlarına sokacak evlerinin aranması ve telefonsuzluklarının ne kadar zor olduğu anlatılıyordu.

Mektupları dört gözle bekleyen vekiller, postacının gecikmesinden ötürü bir türlü hasretlerini gidermiyorlardı. Demokrat Parti Milletvekili Şair Faruk Nafiz Çamlıbel’in  bu durumdan ötürü yazdığı bir şiiri de vardı.

Günlerce belli ki,  duymamış bir eş hasretini,

Yaşamış, taş gibi, toprak gibi mahrum acıdan,

Ne bilir bir kağıdın, canlara can kattığını,

Başımız dertte şu her gün geciken postacıdan.

           

Bu satırlar bu durumu belki de en iyi şekilde ifade ediyor, başka söylenecek bir söz bırakmıyordu…

Ve Meşhur Yassıada adaletinin bilançosu

 

Yapılan celse sayısı 202, toplam çalışma saati 1033 saat, yargılanan sanık sayısı 592, ifade veren tanık sayısı 1068, yapılan gizli oturum sayısı 5, sanıklardan 15’i için ölüm cezası, 402 sanık müebbet hapis, 135 sanığın beraatine, 5 sanığın ise, davalarının düşürülmesine karar verilmiş ve mahkemeler 3 sanığın ölmesiyle sonuçlanmıştı.

Bu insanlar bir devrin iktidarıydılar. Savunmaları için vakit tanınmamıştı, hücrelerinde aç susuz, bitap halde, başlarında birer nöbetçi ile adeta ‘’hasta adam’’ şeklinde beklenilmiştir. Kararlar açıklanmıştı, Yassıada’da buz gibi soğuk rüzgarlar esiyordu artık. Bir devrin iktidarı alelacele süngülerle sıkıştırılıp, bir adada mahkum olmuştu. Bütün bunlar cereyan ederken, dışarıda bambaşka rüzgarlar esiyordu.

 

Cemal Ağa, İslam Enstitüleri ile İmam-Hatip Okullarını ziyaret eder ve orada şu açıklamayı yapardı; ‘’Ezan Türkçe, Kuran Türkçe okunmalıdır.’’ Bu sözlerinden dolayı bir hayli tepkiler alan Cemal Ağa, oldukça sıkışmıştı.

Kararları duyan halk şaşkındı. Milli Birlik Komite üyeleri ise, bir hayli sıkıştırılmaktaydı. Komite dışında kurulan güven idamlar konusunda komiteye baskı yapan silahlı kuvvetler cuntası tarafından oluşturulan bir grup vardı. Bu grubun üyesi Faruk Güventürk, yıllar sonra şu açıklamayı yapar; ‘’ Ben şahsen 1000’den fazla mektup almışımdır ve telefonlar. Gece yarısı eve telefon ederlerdi, hele bir asın çoluğunuzu  çocuğunuzu yok edeceğiz, hele bir kıllarına dokunun. Öyle bir hava oluşturulmuştu ki, bunları asmadın mı silahlı kuvvetler korkmuş duruma getirilecekti. ‘’Bu konuşmaları ve baskıları daha sonra Milli Birlik Komitesi üyesi Fahri Özdilek’te, idamların komite dışında oluşan bir cuntanın baskısı ile idamların gerçekleştiğini belirtir. Hatta idamlara karşı çıkan Milli Birlik Komitesi üyesi 14 kişi derhal sürgüne gönderilir, daha doğrusu hepsine bir görev verilerek yurtdışına tayin edilirler. Bunların başında da ihtilalin bildirisini okuyan Alparslan Türkeş gelir.

Yassıada kararları açıklandığında bütün demokratlar salonu sinirli bir şekilde terk ederler. Bayar, soğukkanlı bir şekilde kararları dinledikten sonra, kulaklığını atar ve çekip gider. 14 mahkum artık son yolculuğuna çıkmışlardı. Gemi İmralı Adası’na doğru seyir halindeydi. Darağacı ise, İmralı’da çoktan kurulmuştu bile… İlk defa işler bu kadar süratli ve hızlı işliyordu. Ülke, bürokrasiyi tarihinde ilk defa yenmiş, hiçbir şey zamanında mahal verilmeden gerçekleştiriliyordu.

 

14 mahkum İmralı’ya muhip ile giderken, bir mahkum eksikti, o da Menderes’ti. Menderes komada olduğundan muhip, bir kişi eksik gitmekteydi.

 

Ve İmralı adası, mahkumlar muhipte giderken, Türkiye’nin ortak pazara girmesini tartışmışlar ve son yolculuklarının son durağına gelmişlerdi.

 

Gürsel ve arkadaşları infazların kararını oylamaya sunmuşlardı. Çıkan sonuç ise, 9 ret, 13 kabul idi. İdamları istenenler ise, sadece 3 kişi idi. Bunlar, Menderes, Polatkan ve Zorlu idi. Bayar yaş haddinden ötürü ömür boyu hapse, diğerlerinin ise müebbet hapse çevrilmişti. Ve infaz emirleri özel bir kurye ile adaya getirilmişti ve sehpalar kurulmuştu. Yassıada’da Başsavcı Ömer Altay Egesel ile İstanbul İnfaz Savcısı Hüseyin Yücel ve cellatlar, Fatim Rüştü Zorlu’yu sehpalar karşısında son kez seyrediyorlardı. Zorlu’nun göğsüne infaz ipi takılır, karar sesli olarak yüzüne tebliğ edilir, abdest alır Zorlu, karısına, annesine ve kızına bir mektup yazar. Sıra Polatkan’dadır. Beyaz gömleği giydirilir, abdestini alır ve bitkin bir halde çıktığı sehpada ruhunu Allah’a teslim eder. Adadaki infazlar bitmişti. Yassıada Komutanı Tarık Güryay, İmralı’ya gelmiş diğerlerinin infazının ertelendiğini çoktan söylemişti bile. Sıra Menderes’teydi.           

Ve tarihler 16 Eylül 1961

Yassıada’da boşalırken, İmralı’da sessizlik hüküm sürer, Ankara ise oldukça karışık. Berrin Menderes Hanımefendi, İsmet Paşa’ya gider, idamlara engel olmasını ister. İsmet Paşa ise Berrin Hanımefendi’ye, ‘’Birçok teşebbüste bulundum, ama çılgın haldeler. Bir türlü söz dinletemiyorum, sözümü de dinlemiyorlar.’’ der ve ardından ben de tabi bir şey olmasını istemiyorum. Ama neticenin ne olacağını bilemeyiz. Fakat o veya bu istikamette ne olursa olsun, ailesi olarak başta siz hanımefendi olmak üzere hepiniz biliniz ki akıbeti ne olursa olsun Menderes’ten size ilzam edilecek bir şey kalmayacaktır’’ der.      

İmralı’da infaz edilen iki bakanın cesetleri bir çukura gömülmüştü bile, üçüncü mezar ise açılmış boş bekliyordu. Adadakiler bir an önce Menderes’i asıp, gömmenin telaşındaydılar.

İsmet Paşa bu arada Cemal Gürsel ile görüşüp, Menderes’in idamının durdurulmasını ister, lakin, ok yaydan çıkmıştır bir kere. İsmet Paşa ilk defa sözünün geçmediğini anlar ve köşkünün yolunu tutar.

Adnan Menderes’in Son Pazarı

Tarihler 17 Eylül 1960 Pazardır, Menderes’in son pazarıdır ve Menderes bu bilmemektedir.

Demokrat Parti milletvekillerinden Mithat Perin ise, Yassıada adlı eserinde şu ilginç açıklamayı yapar:

İnönü, Cevdet Sunay’a müracaat eder, zamanın Dışişleri Bakanı Selim Saper ile Bakanlıkta 17 Eylül günü saat 10:00’da buluşurlar. İnönü Sunay’a, ‘’Menderes’in asılmasına mani ol paşa diye teklif eder, Sunay ise, iğne deliği kadar hukukun gireceği deliği gösterin teşebbüs edelim’’ der. Ardından Gürsel’e gider, Gürsel ise, ‘’Yassıada’ya yeni doktorlar gönderilsin ve akli dengesinin yerinde olmadığını desin bu karar uygun bulunmuştur.’’ Gürsel Ada Komutanı Tarık Güryay’a telefon eder ve durumu iletir. Mithat Perin bundan sonraki gelişmeleri şöyle anlatır:

Bunun üzerine derhal Egesel’e bildirmiş, Egesel hemen telaşlanmış, aman kurtaracaklar götürüp, asalım demiş. O zamanın Sıkı Yönetim Komutanı Cemal Tural ve Garnizon Komutanı Faruk Güventürk’e durumu bildirmiş, onlarda acele edin demişler. Derhal iki tane hücum botu hazırlanmış, hatta hücum botlarından birine darağacı kurulmuş ne olur ne olmaz, İmralı’ya gidinceye kadar yolda telsizle bir emir gelirse, hücum botta infaz ederiz diye bu tertibatı almış. Cemal Gürsel saat başı durumu Sıkı Yönetim Komutanı Celal Turhal’dan sormak istemiş. Ve nihayet Cemal Turhal, telsizle Menderes asılmadan, asıldı diye bildirmiştir. Ve Menderes bütün bu olanlardan habersiz İmralı’ya çıkmıştı bile. İskelede iki subay Menderes’in koluna girince durumu anlamıştı. Elleri önden kelepçelenir, yakasına infaz kararı takılır, Menderes’in son anlarıdır artık…

Ve Menderes darağacında son nefesini iki arkadaşı gibi vermişti, onların idamından da haberi yoktu.

Artık ihtilalciler rahatlamıştı, üç devlet adamını asarak halka ihtilalci olduklarını ispatlamışlardı. Ve İmralı mezarların bile senelerce hapsedildiği bu yer bugün yine ıssız. Adanın Değirmentepe’deki çukurlara gömülen bu üç devlet adamının mezarları taşla doldurulmuş ve senelerce de öyle kalmıştı. Daha sonraları ise İmralı’nın müteahhidi Kerim Uzuner hayrına bu mezarları yaptırınca hakkında davalar ve soruşturmalar açılır. İhtilalcilerin zihniyeti senelerce devam eder ve ölülere bile eziyet etmeye devam ederler.

Dünyada İlk Defa Ölüleri Mahkum Eden Ülke Unvanını Türkiye Aldı

Naaşların nakilleri yasaktır, 1961 yılında başlayan bu mücadele senelerce sürer gider. İlk başvuru Hıfzısıhha Kanununa takılır,kanuna göre, gömülmüş cenazelerin nakli beş yıl süre ile yasaktır. Ölüleri hapseden ilk ülke unvanı alan Türkiye idi. Ailelerin istekleri gün oldu kabul edildi gibi gösterildi, gün oldu seçim meydanlarında seçim yatırımı olarak kullanıldı, ama İmralı’ya mahkum edilen ölüler mezarlarından çıkarılamadı. İhtilalcilerin seneler önce yaptığı bu garipliği hiç kimse düzeltmedi ve cesaret edemedi. Ve o mezarlar iadeyi itibarları yapılıncaya kadar İmralı adasında mahkum gibi yatmaya devam edeceklerdi.

Yıllar su gibi akıp geçmiştir, birbiri ardına hükümetler değişmişlerdi, hepsi seçim meydanlarında mezarları nakledeceğiz vaadi ile oy toplarlarken, arkalarına bakmadan gitmişlerdi.

Demokratlara İadeyi İtibar Ve Mezarlarının Nakilleri

Yıl 1991 Anavatan Partisi milletvekili Burhan Kara ve kırk arkadaşlarının hazırladıkları kanun ile mezarların devlet töreni ile nakillerine ve eski demokratların itibarlarının iadesi istenmekteydi. Tasarının kanunlaşması için ANAP grubu içerisinde Anayasa Komisyonu Başkanı Kamil Tuğrul Coşkunoğulu hariç, herkes kabul oyu verir. Bu tasarıyı DYP’li milletvekilleri de destekler. Yıllar sonra bu üç devlet adamına iadeyi itibarı çok gören ve yine 30 yıl aradan sonra mezarların nakline rıza göstermeyen zihniyet ise, zamanın Sosyal Halkçı Demokrat Parti ve onun milletvekilleridir. Tasarıya çekimser oy kullanırlar. Ve Adnan Menderes, Fatim Rüştü Zorlu, Hasan Polatkan’ın ve eski demokratların iadeyi itibarı öngören yasa 11 Nisan 1991 Çarşamba günü Meclis’ten geçerek yasalaşır.

 

Kaynak: akasyam.com

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Dikkat! Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
ÖZEL İÇERİK
    1/20
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Sivas Bülteni | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 05051524578 ( Menderes APAYDIN )