• BIST 1.531
  • Altın 410,819
  • Dolar 7,4248
  • Euro 8,9666
  • İstanbul 5 °C
  • Ankara 3 °C

GARBÎ TRAKYA TÜRK CUMHURİYETİ

Ömer Emir DOĞAN

GARBÎ TRAKYA TÜRK CUMHURİYETİ

Türk tarihi mevzu bahis olduğunda, on altı devlet kurduğumuzdan da sıklıkla bahsedilir. Kimilerine göre büyük bir övünç olan bu durum bazen de teessürle yâd edilir. Yani niçin bu kadar çok devlet kurmak zorunda kaldığımız, başka bir ifadeyle kurduğumuz devletleri neden binlerce yıl yaşatamadığımız hususu teessürün esbab-ı mucibidir. Milattan önce kurulan Büyük Hun İmparatorluğu’ndan Türkiye Cumhuriyeti’ne kadar olan, çok bilinen devletlerden başka bir de çok kısa ömürlü olan çok da bilinmeyen devletlerimiz vardır. İşte onlardan biri, daha bir asır önce Balkanlarda kurulan Batı Trakya Türk Devleti’dir.  

  Osmanlı İmparatorluğu'nun mirası üzerinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmadan önce kurulan bu Türk devleti, nüfusunun yüzde 85-90'ını Türkler ’in meydana getirdiği Batı Trakya Türk           devleti olmuştu.          S:97 (1)

             Ekim 1912'de Balkan Harbi çıkmış, Osmanlı Devleti yaptığı büyük hatalar sonucu yenilmiş ve Balkanlar 15 gün gibi kısa bir zaman içinde elinden çıkmış, 30 Mayıs 1913’de imzalanan Londra Antlaşması ile Arnavutluk bağımsızlığına kavuşmuş, Makedonya, Yunanistan, Bulgaristan ve Sırbistan arasında paylaşılmış,  Batı Trakya ve Doğu Trakya’da Midye-Enez Hattı’na kadar olan alan ise, Bulgaristan'a bırakılmıştı. Bu durumda Kırklareli ve Tekirdağ'ın bir kısmı ile Edirne'nin tamamı Bulgaristan'a verilmiş oluyordu. Nüfusunun %90'a yakını Türk olan Batı ve Doğu Trakya'nın Bulgaristan'a bırakılması Türklere ağır gelmiş özellikle Osmanlı'ya başkentlik yapmış “Edirne'nin kurtarılması” etrafında oluşan cereyan kendisini      göstermişti.  S:98 (2)

              Londra Antlaşması’yla paylarına düşen topraklardan memnun olmayan Balkan İttifakı Devletleri, bu sefer de kendi aralarında savaşa başlamışlar, 1913 yazında II. Balkan Harbi çıkmıştı. Bu durum Doğu ve Batı Trakya'nın kurtarılmasını kolaylaştırdı. Çünkü Bulgaristan, Sırbistan ve Yunanistan ile savaşa tutuştuğu için buralardaki ordularını çekmişti.

             Fırsattan istifade ile Osmanlı ordusunun ileri harekâtı Enver ve Ali Fethi (Okyar) Beyler’in komutasında yapıldı. Osmanlı birliklerini, asker ve sivillerden ibaret gönüllüler oluşturuyor, hükümet, Londra Antlaşması’nı bozmamak hesaplarıyla, harekâtta yokmuş gibi görünüyordu. Tepki gelirse hükümet, “olup bitenler bizim dışımızdadır, gönüllüler harekâtıdır” deyip işin içinden çıkacaktı. Harekâta katılan subaylar da “işi bizim üzerimize atın”    demişlerdi.

            Ali Fethi Bey, Kırklareli üzerine yürürken, Enver Bey Edirne üzerine yürümüş, hafif piyade çatışmaları dışında ciddi bir direnişle karşılaşılmamış, hatta bir iddiaya göre hiç direniş olmaksızın Osmanlı kuvvetleri 21 Temmuz 1913'te Edirne'ye girmişlerdi. Tarihi kent, ciddi denilebilecek    bir mukavemete uğramadan geri alındı. S:99 (3)  

  Edirne kurtulmuş, Osmanlı birlikleri şehre yerleşmişti. Fakat Batı Trakya'dan acı haberler geliyordu. Müslüman Türkler üzerindeki Bulgar baskısı ve zulmü iyice artmıştı… Türkler’in Bulgarlar tarafından tanassur ettirilmiş olduğu görüldü. Üç Yüz Bin Türk, vaftiz edilip adları değiştirip Hıristiyan edilmişti. Bulgarlar, bu alçakça hareketlerinde o kadar ileri gitmişlerdi ki zorla Hıristiyan ettikleri bu Türkler ‘in köylerinin meydanlarına bulup buluşturup çanlar bile koydurmuşlardı. S:100 (4)  

  

            Celal Bayar, Bulgar vahşetlerinden birini şöyle anlatır: “Türk akıncı müfrezelerinin geldikleri köyde kimse yoktu. Nasılsa canını kurtarabilmiş perişan ihtiyar bir Türk karşılarına çıktı.  Başlarına geleni anlattı. Gelenleri vakıa yerine götürdü.  Manzara feci idi. Üst üste atılmış, çürümeye başlamış bir yığın kadınlı erkekli insan cesetlerini gösterdi. Öldürülenlerin sayısı dört yüzün üzerinde idi. S:101 (5)  

  Durum dayanılacak gibi değildi. Süleyman Askeri’nin komutasında ordudan ayrılan gönüllülerden birlikler sevk edildi. 15 Ağustos'ta taarruza geçen milli kuvvetler, kısa bir zamanda Ortaköy, Papasköy, Paşmaklı, Yenice, Habipçe, Harmanlı, Kırcaali, Mestanlı, Cumalibala, Darıdere ile Nevlrokopi‘u ele geçirmiş ve karşılarına çıkan Bulgar bölük, tabur ve tümenlerini bir bir imha cihetine gitmişlerdi. S:101 (6)  

  İttihat ve Terakki’nin en güçlü isimlerinden Yarbay Enver Bey’in, Bâb-ı Âli’nin verdiği garantilerin aksine Bulgaristan topraklarına 3000 kişilik bir müfreze göndermesi ise hemen tepki çekti. Ama Yarbay Enver Bey vazgeçmedi. Süleyman Askeri Bey, Reşid Bey, Sapancalı Hakkı, Yakup Cemil ve Fehmi Beyler gibi yakın arkadaşlarından 16 subay ve 100 deneyimli askerden oluşan bir birlik oluşturarak Edirne üzerinden gizlice Ortaköy’e gönderdi. Bu birliğin liderliğini Kuşçubaşı Eşref yapıyordu. Bunlar bölgedeki Bulgar çetelerini bertaraf ettikten sonra 600 kişilik bir tabur meydana getirdiler. S:74 (7)  

31 Ağustos'ta Gümülcine, 1 Eylül'de İskeçe ve çevresi, 2 Ekim'de ise Yunanlılardan Dedeağaç istirdat edilmiştir.  31 Ağustos'ta Gümülcine’ye giren milli kuvvetler, Dersiam Salih Efendi'nin başkanlığı altında ‘Batı Trakya Muhtar Türk Cumhuriyeti’ni kurmuşlardır.  S:101 (8)  

  12 Eylül 1913 günü Gümülcine’den büyük devletlerin elçiliklerine gönderilen bildiride “ALLAH’ımıza dayanarak ve benliğimize güvenerek bu günden itibaren İslâm’ı, Hırıstiyan’ı, Türk’ü, Bulgar’ı aynı hukuka malik olmak şartıyla Gârbî Trakya Hükümet-i Müstakilesini ilân ediyoruz” deniliyordu. Balkan ateşi yeni bir Türk devletinin doğuşu ile karşı karşıyaydı. S:73 (9)  

Büyük Devletler, Osmanlıların bu ilerleyişine ses çıkarmamanın bedeli olarak Meriç Irmağı’nın öte yakasına geçilmemesini telkin ediyorlardı. Bâb-ı Âli de buna uymak niyetindeydi. S:73 (10)  

Avrupalı devletlerin baskısına ve Osmanlı Devleti’nin geri dönüş çağrısına rağmen Türk subayları 12 Eylül 1913’teGarbi Trakya Müstakil Hükümetiadıyla bağımsızlıklarını ilan ettiler.Yeni devletin başkenti ise Gümülcine’ydi. Bayrağı ay yıldızlı yeşil, siyah ve beyaz renklerden oluşuyordu. Bağımsızlık Marşını ise Süleyman Askeri Bey yazdı. 24 000’i bölgeden gelen gönüllülerden oluşan otuz bin kişilik bir ordu kuruldu.Silahlar ise İstanbul’dan gizlice getiriliyordu. Ayrıca Batı Trakya adıyla bir haber ajansı veİndepant/Özgürlükadıyla bir de gazete çıkarılmaya başlandı. S:74-75 (11)

Yunanistan Batı Trakya Türk devletini tanımış ona yardım ve ittifak vaadinde bulunmuştu. Onun bu tavrı, Batı Trakya'dan Bulgarları uzaklaştırarak, sonra burasını kendisi yutmak şeklinde yorumlanmıştı. S:102(12)


          Büyük devletlerin tepkisi yanında, Bulgaristan da tepki gösterince Enver Bey, Batı Trakya’ya gönüllü giden subayların geri dönmelerini istedi. Bunlar, bu emre uymak istemediler. “Muhtar Cumhuriyet”in,“Batı Trakya Türk Cumhuriyeti” adı altında bağımsızlığını ilan ettiler. Devlet başkanlığına Süleyman Askeri, ordunun başına Eşref Kuşçubaşı getirilmişti. (23    Eylül 1913)  s:101 (13)

            Büyük devletler ve Bulgaristan, Batı Trakya'daki olaylardan şikâyetçi olmuşlar, Meriç'in doğusuna çekilmesi için İstanbul'u sıkıştırmaya başlamışlardı. İttihat ve Terakki Partisi'nin üç paşası Talat, Enver ve Cemal Paşalar da bu fikirde idiler. Daha Edirne’yi kurtarma girişimleri sırasında Meriç’in batısına geçmeyeceklerine dair söz vermişlerdi. S:102 (14)

          Osmanlı Hükümeti, Eylül 1913'te Bulgaristan'la İstanbul Antlaşması imzalayarak Doğu Trakya ve Edirne’yi kendisine almış, Batı Trakya'yı Bulgaristan'a bırakmıştı. Süleyman Askeri ve arkadaşları bu karara uymamak için direndiler. Hatta, üç paşalara “İşi bizim üzerimize atın, siz karışmayın” diyorlardı. Üç Paşalar da Osmanlı hükümetinden bağımsız olarak Edirne'ye kurtarmak için “siz karışmayın, bizim üzerimize atın” demişler, adı geçen şehir bu sayede kurtarılmıştı.


         Süleyman Askeri, Batı Trakya Türk Devleti’ni yaşatmakta kararlı görünüyordu. İstanbul'un “çekilin” emrine uymamış, yazdığı bir mektupta, Batı Trakya'da Bulgar işgaline yeniden direneceğini bildirmiş, “kan dökülmesi muhakkaktır” demişti. Bunun ardından Cemal Bey, Batı Trakya’ya giderek Süleyman Askeri ve arkadaşlarını ikna etti.

S:102-103 (15) 

  ... Eşref Kuşçubaşı da Enver ve Talat Beylerin evlerine çağırıldı. Bunlar Bulgaristan'la sulh yapıldığı, Edirne'yi almak hedefe ulaşıldığından bahisle, “Batı Trakya'yı düşmana terk etmeye mecburuz” dediler.Kuşçubaşı, “Beni tatmin için çağırdılar. Fakat yumuşamasaydım elden           ne            gelirdi” diyor, hükümetin kararına uyuyordu.

   Batı Trakya Türk Devleti artık yoktu.Celal Bayar,olup bitenleri değerlendirirken, hata yapıldığından bahisle şunları yazar: “Yürütülecek politika hakkında devlet adamları arasında tam bir fikir birliği yoktu. Edirne'nin alınmasında ısrar edenler Batı Trakya'nın tampon bir memleket olarak elde kalması hususunda aynı cesareti aynı azmi gösteremiyorlardı. S:102-103    (16)

... Bulgaristan Dışişleri BakanıGeşofdiyor ki: “Eğer Osmanlı Devleti Batı Trakya'da kurulan yeni hükümeti kendi eliyle yok etmiş olmasaydı, büyük devletler bu devleti kesin olarak tanıyacaklar ve Türkler Balkanlar'dan çıkmamış olacaklardı. Biz bu sonuçtan endişe ettik. Fakat Osmanlı devlet adamları, özellikle Cemal Paşa bize, bizden çok hizmet etti.” S:104 (17)

       İstanbul Antlaşması'na göre Batı Trakya Türk devleti 25 Ekim 1913'e kadar lağv edilecekti. Devlet bu tarihte son buldu. Bulgarlar sulh şartlarına uymadılar. Yine Cemal Paşa’nın yazdıklarına göre, “Bulgarlar, Batı Trakya İslâm ahalisi hakkında zulüm işlemeye başlamışlar,Pomaklar’ı     zorla Hristiyan etmeye teşebbüs etmişlerdir.

        Burnumuzun dibindeki öz be öz Türk vatanını böyle feda eden ittihatçı üç paşa, işin ilginç yanına bakınız ki, I. Dünya Harbi yıllarında Pantürkizm politikası takibe başlayarak çok uzaklardaki Türkistan'ın kurtarılması hesaplarını yapacaklardır. S:104 (18)

          İstanbul Antlaşması’yla Batı Trakya'nın Bulgaristan'a verilmesi, Lozan Antlaşması günlerinde burasını istediğimizde, pazarlık gücümüzü yok eden bir anlaşma oldu. Türkiye ve Türk dünyası hatalar zincirinin kurbanı oldu. Lozan Antlaşması’yla Yunanistan'a bırakılan Batı Trakya'da bu seferde Yunan zulmü başladı. Günümüzde bile yapılan zulüm ve baskılar sebebiyle Batı Trakya'dan “Dünyanın en büyük açık hapishanesi” olarak bahsedilmektedir. S:105 (19) 

            Evet, maalesef yukarıda da değinildiği gibi Batı Trakya Türk Devleti, Hırıstiyan Avrupa ile aramızda tampon bir Müslüman Türk Devleti olarak yaşatılamadı. Üstün bir fikirle kurulan devlet yıkıldı. Böylece Bosna Hersek'e kadar uzanabilecek kardeşliğin önüne setler çekilmiş, Batı Trakyalı kardeşlerimiz Bulgar ve Yunan mezalimine terkedilmiş oldu.     

 

        Şimdi, bir tarihçi olmadığımız halde bu yazıyı neden aktardık. Çünkü; "Tarih ilmi, ibretnümâyı âlem ve basiret efzay-ı benî ademdir. Kişiyi vakıayı  duhura vukûf ile mücerrid ve müdebbiri umur eyler." (20)          

Es-selam 

 Yararlanılan Kaynaklar: 

  1. Büyük Olayların Kısa Tarihi, Tufan GÜNDÜZ, Yeditepe Yayınları, Ağustos 2019 İstanbul, 7.Baskı (7. 9. 10. ve 11. alıntılar) 
  2. Bilinmeyen Tarihimiz, Süleyman KOCABAŞ, Vatan Yayınları, İstanbul 2004. (1. 2. 3. 4. 5. 6. 8. 12. 13. 14. 15. 16. 17. 18. ve 19. alıntılar) 
  3. Ahmet Şimşirgil, Youtube.com/watch?v=JO85yxJgho
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Dikkat! Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖZEL İÇERİK
    1/20
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Sivas Bülteni | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 05051524578 ( Menderes APAYDIN )