• BIST 1.061
  • Altın 473,551
  • Dolar 7,2075
  • Euro 8,4903
  • İstanbul 26 °C
  • Ankara 28 °C

“FE EYNE TEZHEBUN – LA TAHZEN” ÂRAFINDA KORONAVİRÜS GÜNLERİ(2)

Ömer Emir DOĞAN

“FE EYNE TEZHEBUN – LA TAHZEN” ÂRAFINDA KORONAVİRÜS GÜNLERİ(2)

 Kim bilir “yirmi yirmiye” dair Siyonistler ve emperyalistler başta olmak üzere kimlerin ne projeksiyonları vardı. Belki de 2020 de, eli ayağı tutar tek Müslüman ülke olan memleketimiz için de planlamalar yapmışlardı ama MEVLÂ öyle bir dert verdi ki, 100 yaşındakinin de 1 yaşındakinin de derdi, ciğerleri sağlıkla doldurup boşaltabilmek oldu. Ellerinde uzun sopalarla kendi insanlarına dayak atan Hint polisi daha bir ay önce Müslümanları dövüyorlardı. Kudurmuş köpekler gibi sağa sola çemkirenler şimdi kendi dertlerine düştü.

Virüs günlerinde herkes evlerine kapanınca dünyada neler oluyor dersiniz. Esasında hiç de fena şeyler değil; bilakis fenalığı, azgınlığı, sapkınlığı, ahlaksızlığı bir ölçüde bitiren şeyler oluyor. Hava kirliliği, çevre kirliliği, su kirliliği azalıyor. İçki, kumar, fuhuş, gasp, darp, cinayet, diskotek-bar ziyaretleri, trafik kazaları azalıyor. Sokakta fink atıp gelene geçene salça olanlar, yollara balgamını bırakanlar azalıyor. Koronavirüs sebebiyle, Dünya neredeyse Şeriat ilan edecek. İtalya da namaz kılan Hıristiyanlar, İspanya ve Belçika da ezanların okunması, can korkusunun pragmatist tezahürleri. İçimizdeki “yerli gâvurlara” anlatamasak da bu yaşananlar; Din-i Mübîn-i İslâmın ve Efendimiz(s.a.v)’in sünnetinin kıymetini de anlatmıyor mu? Bugünlerin rezil görüntüleri de yine, hastalığın ilk çıktığı yer olan Çin’den geliyor. Maske üretilen fabrikadaki Çin’li, sıhhî maskeleri ayakkabısının altı dâhil, orasına burasına sürterek paketliyor. İslâm olamayanın “insan” olması böyle oluyor demek ki…

 

 Korona günlerinde zorunluluktan da olsa, İslâm’ın ilk emri olan “oku” emrine de belli ölçüde riayet başladı. Bir bardak çay eşliğinde okuduğu kitabın kapağını çekip, yayımlayanlara bakılırsa korona virüs günlerinde okuma arttı diyebiliriz. Sağlık Bakanımızın pandemi günleri okumaları için önerdiği Mustafa Kutlu’yu ve Tolstoy’u ilk defa duyanlar ve yeniden keşfedenler oldu.         En fazla okuduğum hikâyeci olan Mustafa Kutlu;
"... ölüm nedir biliyor musun? Önünde sonunda çalacağımız tek hakikat kapısı, bizi bir yaradan var, yaradanın emriyle gene kendisine dönüşümüzdür ölüm, bir daha ölmemek üzere dönüşümüzdür ona” der Ya Tahammül Ya Sefer adlı hikâyesinde. Tolstoy ise; “Bunu söylemek ne kadar tuhaf olsa da benim için Muhammedîlik, Haça tapmaktan(Hristiyanlık’tan) mukayese edilemeyecek kadar yüksekte duruyor. Eğer insan, seçme hakkına sahip olsaydı, aklıbaşında olan her bir insan, şüphe ve tereddüt etmeden Muhammedîliği; tek ALLAH’ı ve onun peygamberini kabul ederdi” diyen dünyaca ünlü Rus yazardır.
 

Virüs salgını günlerinde uzaktan eğitim yapılması da yeni bir şeydi. Ama eğitimi değil, başörtülü öğretmeni, Menderes’in idamını anlatan çizgi filmi tartıştı yobazlarımız. Akşama kadar, sanal ortamlarda birbirinin boğazını kesen çocuklarımızın psikolojisi değil de bu görüntülerdeki psikoloji aklımıza geldi birden. Sonrasında; “bugünkü durumdan hareketle; Uzaktan Eğitimi, EBA gibi uygulamalarla kalıcı hale getirerek okulu ortadan kaldırmayı düşünmek, çalışma ortamını eve taşımak mümkünse çalışma ortamını bitirmek için harekete mi geçilecek sorusu” zihinleri kurcaladı.  “Herkes evinde, kendi öz disiplinini sağlasın, kendi çalışmasını yapsın, programını belirlesin” görüşleri tv’de dillendirilmeye başlandı. Olay bu kadar basit ve bu görüşler samimi mi, iyi düşünmek gerekir. Evinde, serazat bir eğitim alan bu çocuklar ileride nasıl bir araya gelip toplum oluşturacaklar. Örfü, dini, değeri, kültürü çocuklara nasıl aktaracağız ki ortak bir yaşama ulaşalım. Toplumsallaşmayı nasıl sağlayacağız. Ya da zaten bütün bunlardan kurtulmak için mi böyle bir eğitim dillendiriliyor, bilemiyorum.

Bu süreçte bize ne olduğumuzu hatırlatacak, milli-mânevi iş ve işlemler planlanmalı ve yapılmalıdır. Madem uzaktan eğitim bilişim teknolojileri aracılığıyla ve internet üzerinden yapılıyor, öğrenciler ve öğretmenler gibi tüm kamu çalışanları başta olmak üzere tüm ülkenin yeni, yerli bir sosyal medya ağı ile birbirlerine bağlanması düşünülmelidir. Çünkü yabancı sosyal ağlarda, iflah olmaz biri belki de bir eğitim çalışanı çıkıp, sözüm ona özgürlükler adına LGBT’yi bile savunabiliyor, kendi sapıklığına demokrasi kılıfı uydurabiliyor. Bu memleket, "ibneliği" savunanları da gördü. Müslümanların kan akıtarak ve kanlarını akıtarak aldığı bu topraklar,  Pompei sonunu mu yaşasın?
 

Küreselleşmecileri ve küreselleşmeyi, “dünyanın küçük bir köye dönüşmesi olarak sembolize edilen “globalleşme masalıyla” Batı kültür hegemonyasının dayatılmasını zaten sevmez, istemezdik, haklı çıktık. İşte küreselleşmenin sadece manevî değil; maddi bir elemi. Çin’de ortaya çıkan bir hastalık küresel dünyayı da dolayısıyla bizi de vuruyor. Buna rağmen aşağılık kompleksinden kurtulamadık. “George, şunu dedi, bunu demiş” üzerinden konuşmak ve sürekli yabancıları referans göstermek hâlâ çok revaçta ve alıcısı var. “Kocakarı imanıyla” söyleyecek olursak; “gâvurun aklı olsa Müslüman olurdu.”

Oturup da ölümüzün arkasından bir Yasin okuyup, aff-ı mağfiret niyazıyla dua edip, hep birlikte bir âmin diyemez olduk. Farkında mısınız, “bir AZÎZALLAH ile geçiştirdiğimiz ezanlar, şimdi yürekleri yaralar oldu. Ya RAB; birileri Boğaz da rakı içmeyi özlüyor olabilir, kırığıyla kaçamak yapmayı özlüyor olabilir… Bizler Cuma namazı kılmayı, hep birlikte âmin demeyi, özlüyoruz. Geçen sabah, bir aydır görmediğim babamı arabanın içinde ağzı maskeli gördüm. Yanına gittim ama elini öpemedim, sarılamadım. Bugün, bizim cemaatle kılamadığımız üçüncü cuma. İnşaALLAH, şu mübarek üç aylar bitmeden eskisinden daha güçlü bir iman ile oruç tutabilir, teravih kılabiliriz.

Bu işi gırgıra alarak moral bulmaya çalıştık ama artık yeter. Mademki; öyle ya da böyle bu ALLAH’tan bir beladır, o halde “Hiç olmazsa verdiğimiz bu musibetler başlarına geldiğinde boyun eğip yalvarsalardı! Fakat kalpleri iyice katılaştı; şeytan da onlara yaptıklarını şirin gösterdi.” (En’am 43) ayeti gereği, insanoğluna bir tür uyarı olan, bi durun “nereye gidiyorsunuz!(fe eyne tezhebûn)” denilen bu zamanlarda yine O'na, âlemlerin rabbine, Yatsı ezanından sonra minarelerden yayılan salâvatlar, salâlar, dualar ile yalvarıp yakaralım. ALLAH'ım; affetmek senin şanındandır. Bizler layık olmasak da yine sana dönüyor ve yalnız senden af diliyoruz. Başta sağlık çalışanlarımız olmak üzere bizleri beladan beri eyle, bu derde müptela olanlarımıza, ŞAFİ ismin hürmetine acil şifalar ihsan eyle. Vefat edenlere ve geçmişlerimize rahmet ve mağfiret eyle.

Musibet, bela yağarken, iman şemsiyemizin işe yarayıp yaramayacağından bile emin değiliz. Heyhat! Nasipsizlerin İslâm’a saldırıları sonucu Gayretullah’tan korkuyoruz… Son söz Hz. Muhammed (S.A.V)’den: “Kurtuluş için dilini tut, EVİNDE OTUR ve günahların için gözyaşı dök.”(Tirmizi)

Es-selam.

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Dikkat! Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖZEL İÇERİK
    1/20
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Sivas Bülteni | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 05051524578 ( Menderes APAYDIN )