• BIST 1.524
  • Altın 438,424
  • Dolar 7,4448
  • Euro 9,0064
  • İstanbul 3 °C
  • Ankara -5 °C

“FE EYNE TEZHEBUN – LA TAHZEN” ÂRAFINDA KORONAVİRÜS GÜNLERİ 3

Ömer Emir DOĞAN

 

 

Yirmi yirmi yılında düçâr olduğumuz kovid illeti başta olmak üzere ne kadar kaza, bela ve dert varsa iki bin yirmi bir yılı ile birlikte Rabbim, hepsinden azad eylesin bizleri. Kolay günümüz olmuyor ama bu yılda bir başka zor oldu. Bu başlıkta üçüncü yazı. İlk ikisi yazıldığında (Mart-Nisan 2020) Kovid illeti bizi de bulmamıştı. Şimdilerde bu melâneti biz de yaşadık. Mart 2020‘den beri ölüm birinci gündemimiz ve o günden beri bu ölümcül virüsün insan eliyle üretildiği iddialarında da bir değişiklik olmadı.

 

 Uzun süren sokağa çıkma yasağı günlerinde çocuklarımız aylarca evden çıkmadı. Ana babamızı, bir akrabamızı ziyarete bile gidemedik. Sonrasında yaz aylarında yasaklar kalktı ve özellikle Sivas gibi dışarıdaki nüfusu içerideki nüfusundan on kat daha fazla olan şehirler, büyük şehirlerden gelenlerle doldu taştı. Sonrasını hep birlikte yaşadık. Hemen ardından, güvenirliği yüzde altmış sekiz olsa da kovid-19 tanılarında patlamalar yaşamaya başladık. Özellikle Kasım 2020 itibariyle ülkemizde tablo vahimleşti. Artık hemen hepimizin koronavirüs illetinden dolayı deva bulamayarak dar’ı bekâya irtihal eden tanıdıklarımız, yakınlarımız, akrabalarımız, iş arkadaşlarımız var. Civan gibi delikanlıları kara toprağın bağrına bıraktık.  Gün geçmiyor ki bu derde müptela olup da dünyasını değiştiren beş altı öğretmen, sağlık personeli olmasın.

 

 

Öğretmen Muhammet Çelik arkadaşımız da bunlardan biriydi. Beraber teşriki mesai yaptığımız öğretmenimiz bir pazartesi günü testi pozitif olduğu için okulu terk etmiş, bundan iki hafta sonra yine bir pazartesi gününde ise terk-i dünya eylemişti. Vefatından bir gün sonra 10 Kasım 2020 tarihinde ebedi istirahatgâhına defneyledik. İşte o günlerden sonra; cenazedeki kalabalıktan mı, bir öğretmenimizin yerine derse girdiğimiz sınıftaki bir öğrencimizin test sonucunun sonradan pozitif olmasından mı, ya da ertesi gün aracımızla öğrenciler için kitap yüklerken maskemizin birkaç sefer açılmasından mı, çocuğumuza kıyafet almak için bir mağazada bir saat kadar bulunmamızdan mıdır, çocuğumuzun ateşinin yükselmesinden mi veya başka sebeplerden midir bilemiyorum ama galiba 10, 11, 12 Kasım tarihlerinden birinde biz de bu mikrobu vücudumuza almışız. 16 Kasım 2020 ve yine bir pazartesi. Eşim saat 10.00 gibi iş yerinden aradı, eline kolonya sıktığını ve kokusunu tam alamadığını söyledi. Derhal gidip test verelim dedim, gittik yaşadıklarımızı anlattık ve test verdik. Test verdiğimiz sırada hafta sonu karşılaştığımız bir tanıdığın da test sonucunun pozitif olduğunu öğrendik. Durumu iyi görünmüyordu. Test sonucumuz belli olana kadar geçici izolasyona alındığımıza dair Sağlık Bakanlığımızdan mesaj aldık aldık ama sonucumuzun pozitif olacağına dair hiçbir beklentimiz yok. Kovid-19 konusunda ağır tablo görüntüleriyle o kadar çok korkutulduk ki bu enfeksiyonun basit bir gripten daha basit belirtilerle ortaya çıkabileceğini hiç aklımıza getirmiyorduk. Bende hafif bir boğaz ağrısı vardı. Hanım kokuyu tam alamadığını söylemese gidip test verecek değildik.

 

Akşam saat on sekiz suları ve ilk şok. Telefonla arandım ve sonucumun pozitif olduğu bildirildi. O anda insanın psikolojisi çökebilir. Aklımda, Korona’nın ilk günlerinde yayınlanan ve çırpına çırpına ölen insan görüntüleri. Çocuklarımın yüzüne bakamıyor, gözümü kaçırıyorum sanki. Ardından Ya ŞAFİİ, ente ŞAFİİ diyor, İlk şoku atlatıyor ve ev içi planlamalara başlıyoruz. Banyolar, havlular, WC’ler ayrılıyor. Ev içi de olsa çocuklara dahi maskelerini taktırıyor, odaları ayırıyoruz.

 

Sonraki saatlerde doktorunuz elinde bir kutu ilaçla çıkıp kapınıza kadar geliyor. Açıklamaları yapıp ayrılıyor. Saat 21 suları bu defa hanım aranıyor ve aynı sonucu bir kez daha yaşıyoruz. Onun sonucu da pozitif. İkinci şok böylece geliyor. Süreç bir kez daha tekrarlanıyor. Kapımızda yine elinde ilacı ile bir doktor daha. Şimdi aynı ev içerisinde dörde bölünüyoruz. Büyük oğlumuz sanki bize küsüyor ve kendi odası olmasına rağmen evin en küçük odasına kendini kapatıyor. Küçükler bazen neşeli bazen korkulu gözlerle anne babalarıyla nasıl bir ilişki kuracaklarına karar veremez bir haldeler.

 

İlaçlar elimizde ve daha o akşam, sekizini birden yuvarlıyoruz. Sekizde sabah, etti mi on altı.  Sonraki dört gün 3 sabah 3 da akşam alıyoruz ilaçlarımızı. Sonra arayanlarımız oluyor, aman ilaç içmeyin diyorlar. Bazıları da aman ilaçları ihmal etmeyin diyor. Herkes kendi muvacehesinden durumu değerlendirip tavsiyelerini sıralıyor. Bazıları ayrıca kan sulandırıcı ve zatürre engelleyici ilaçlar içmemizi, c ve d vitamin takviyeleri almamızı sıkı sıkı tembihliyorlar. Tabi haliyle zihnimiz bulanıyor.  Keşke yetkililer çıkıp daha net bilgilerle neyi kullanıp neyi kullanmayacağımızı da açıkça söyleselerdi diye konuşuyoruz aramızda. Beri taraftan sarımsaklı yoğurtlara, yeşil kekikli salata, kuru kekik çayı, kekik yağı ve bilumun bitki çaylarına yöneliyoruz. Fazla miktarda sıvı alımı sonucu İlk 2-3 gece, sabah kalktığımda atletimi sıkabilsem suyunu çıkarırdım herhalde, öyle terlemişim yani. Bir de alınan bu sıvının her 5-10 dakika da vücuttan atımı işi var tabi…

 

D E V A M  E D E C E K…

Es-selam.

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Dikkat! Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖZEL İÇERİK
    1/20
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Sivas Bülteni | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 05051524578 ( Menderes APAYDIN )