• BIST 1.103
  • Altın 460,849
  • Dolar 7,6683
  • Euro 8,9576
  • İstanbul 20 °C
  • Ankara 21 °C

ÇOÇUKLUĞUMUZU HATIRLADIK

Orhan ARSLAN

 

Aşağıda  kadim dostum Hikmet Naci Subay beyin, bizlerinde çocukluğumuzda yaşadığımız,  hayatımızdaki ilk tecrübeleri anlatan nefis yorumunu sizlere takdim ediyorum. Hangimiz, o sıralardan geçmedik? Aldığımız ilk manevi gıdaların üzerimizdeki etkisi, unutulmaz. O anlattıkları olayı, bir köy odasında yaşarken, bizlerde, ya bir hocanın evinde, ya da bir caminin avlusunda aynı bilgileri edinmiştik... O dönemde bu bilgileri başka türlü edinemezdiniz... Anlatılan olaylar, bizleri aldı taaa, çocukluğumuza götürdü.  Teşekkürler...

Bir manada ağaç yaş iken eğilir, örneğinin sergilendiği, vesika gibi bir hatıra...

''Yattım Allah kaldır beni...

Köyümüzde kendini çocuklara, dînî bilgileri ve Kur'an öğretmeye adamış Halil ibrahim hoca dedikleri yaşlı bir zat vardı. Hoca, çocukların okuması için bir köylü tarafından tahsis edilmiş, ahşap, tek pencereli, ortasında kilim, etrafında minderlerin serili olduğu bir odada okuturdu çocukları. Kış mevsiminde, elimizde bir odunla gider; hocanın, çocukların getirdiği odunlarla yaktığı teneke sobanın etrafına toplanır; ısınırdık.

Hocamız, Eûzü besmeleden başlardı, ama pek te kolay geçemezdik. Çocuk diliyle harfleri okumakta zorlanırdık. Arkadaşlarımız harfleri yanlış telaffuz ettikçe gülüşürdük, hocamız kızmaz, "evlâdım benim okuduğum gibi okumaya çalış" der, çocuk önceden arkadaşlarından duyduğu gibi cevap verir" peki efendim" der, kelimeyi tekrar ederdi. Hocamız, yanlış telaffuzun normal olduğunu bilir, ısrar etmez, çocuğu incitmezdi. Namazda okunan dualardan ve "fatiha" 
Sûresi ile kısa sûrelerden sırası ile okutmaya devam ederdi. Her bir çocuğun öğrenme yeteneği farklı olduğu için, seviyesine göre okuyacağı sûreler de farklı olurdu. Bir sûreyi veya bir duayı yeni öğreniyorsak, önce kendisi baştan sona okur, bizde kulak âşinalığı oluştururdu. Kelime öğretirdi. Bir kelimeyi önce kendisi okur, bize tekrar ettirirdi. Tekrar okutmaktan, yanlışımızı düzeltmekten bıkmazdı, çok sabırlıydı. Çocukları da bıktırmaz, arada bir, çocuklarla birlikte ilâhiler söylerdi. En çok,
 "Şol cenneti ırmakları
Akar Allah deyu deyu
Çıkmış İslam bülbülleri
Öter Allah deyu deyu"
İlâhisini okurduk...
İçimize bir ferahlık yayılır, nasıl coşkuyla söylerdik... 
Bazı günler, Peygamberimizin hayatından kısa bölümler anlatır, anlatırken duygulanır, çocuk kalbimizde o duyguyu.
Bizde yaşardık.
Çocuk ruhunu iyi bilirdi. Kız çocuklarına renkli baskılı "yazma" denilen başörtüsü, erkek çocuklarına da örme namaz takkeleri, bazen da mantar tabancası hediye ederdi. 

Perşembe günleri "örfene"nin yapıldığı sevinçli günümüzdü. -(Örfene, ziyafet geleneği)- Çocuğu okuyan aileler o gün için hazırlık yapar, çeşitli çerezleri, meyveleri veya meyve kuruları (kak)nı çocuklarıyla birlikte okuma odasına gönderirlerdi. O gün hep bir avaz öğrendiğimiz dua ve sûrelerden okur, ilahiler söyler, hocamızın yaptığı duaya coşkuyla âmîn derdik. Hocamızın duada söylediği " Kürre-i arzı aydınlatan dîni mübîni islamı payidâr eyle, Yâ Rabbî, âmîn" sözlerini unutamam. Sonra besmele çeker, çerezleri büyük bir sevinçle yerdik.
Bazı Perşembe günleri, hava güzel ise, önümüzde hocamız olduğu halde, ilâhiler söyleyerek köyün hemen yakınındaki çeşmelerin bulunduğu yeşil otlarla kaplı harman yerine giderdik. Örfeneyi orda yapar, çocuk oyunları oynardık. Yine ilâhiler söyleyerek okuma odasına dönerdik. Biz çocuklar için okumaya gitmek bir sevinç, bir mutluluktu.

O hem öğretir hem de eğitirdi. Öğrendiklerimizi ibadet ederek uygular, uyguladıkça öğrendiklerimizi pekiştirirdik. akşamları evimizde annemiz veya babamız hocadan öğrendiklerimizi tekrar ettirirlerdi. Hocada okuyup da geçemediğimiz bir duayı onlardan öğrenir, ertesi günü hocada tekrar okurduk. Bazen da hocamız bizden büyük bir talebesini bize öğretsin diye görevlendirdi. Yanlışsız okuyabilirsek, "âferin, pek âlâ pek güzel" iltifatını alırdık, "geç" derdi. Artık geçmiş olmanın sevinciyle yeni sûreye başlardık.

Hocamız, kolayca ezberleyelim diye bazı temel bilgileri soru-cevap şeklinde öğretirdi.
Belki de bu bilgiler o dönemde genelde böyle öğretilmiş olabilir.
*Rabbin kim?
-Rabbim, Allahu Teâlâ.
*Dinin nedir?
-Dinim, dîni islam.
*Peygamberin kim?
-peygamberim, Muhammed Aleyhisselâm.
*Kitabın nedir?
-kitabım, Kur'an-ı Azimüşşândır.
*Kıblen neresidir?
-Kıblem, Kâbe-i muazzamadır.
*Kimin zürriyetindensin?
-Âdem Aleyhisselamın zürriyetindenim.
*Hangi millettensin?
-Milletim, Millet-i İbrahim Aleyhisselam...
*Kimin ümmetindensin?
-Muhammed Aleyhisselam' ın ümmetindenim.
*Mü'minim Hakkâ Müslümanım elhamdülillah.

Bir de hemen her yörede çocuklara öğretilen, 
Bir dua vardı ki, babamız ya da annemiz uyumadan önce "okudunuz mu?",diye hatırlatır, biz çocuklar da o duayı mırıldanarak okur, uykuya dalardık

"Yattım sağıma,
Döndüm soluma,
Sığındım Sübhan'ıma
Melekler şahit olsun
Dinime imanına.
Yattım Allah kaldır beni
Rahmetine daldır beni
Gâfil olup uyanmazsam
İmânımla gönder beni.
Eşhedü enlâilâhe illallah ve Eşhedü Enne Muhammeden abdühü ve rasûlühü."

Bir günümüz, besmele ile başlar, uykuya dalmadan önce okuduğumuz bir dua ile biterdi.

 Biz çocuklar daha kelimeleri doğru dürüst söyleyemediğimiz yaşlarda namazda okunan duaları, kısa sûreleri, abdest almayı, namaz kılmayı, îman ve İslam'ın şartlarını, temizliği, doğruluğu, yardımlaşmayı, haramı, helâlı, sevabı günahı öğrenmeye başladık. Tam olarak kavrayacak yaşta olmasakda.

Rahmetli Sadece bize değil, bizden sonraki nesle hocalık yaptığı gibi, bizden önceki nesle de hocalık yapmış. 
Rahmetli hocamız Kur'an okutmanın yasaklandığı dönemlerde de bu görevini sürdürmüş. Köyün girişine veya sokak başlarına nöbetçiler koyarak, muhtelif  evlerde, bazen bahçelerde bir ağacın altında Kur'an öğretmeye devam etmiş. Karakola götürülmüş, sakalları çekilerek yüzü kanatılmış, dayak yemiş, Menemen vakasında içeri alınmış ama  bu ulvî görevi asla bırakmamış.
Babam, Rahmetli Halil ibrahim hocadan öğrenmiş Kur'an okumayı, bazen bir derenin kenarında bazen tarlada bir ağacın gölgesinde, saklanarak, gizli gizli.
Kur'an'ı ve İslam'ı öğretmek için her türlü zorluğa katlanmış; çile çekmiş; bu kutlu yolda şehit edilmiş büyüklerimizden Allah razı olsun. Mekanları cennet olsun .

Sürçü lisan ettikse affola.
                      Maasselâm.''
                          Hikmet Naci.

Evet dostlar, güzel bir anı. Bizim yaşıtlarımızın nerede ise; ortak noktasını oluşturmuştur....

 
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Dikkat! Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖZEL İÇERİK
    1/20
    ÜYE İŞLEMLERİ
    Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Sivas Bülteni | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 05051524578 ( Menderes APAYDIN )