• BIST 75.727
  • Altın 129,876
  • Dolar 3,4745
  • Euro 3,6641
  • İstanbul 12 °C
  • Ankara 3 °C

ANILAR İLK İSTANBUL ZİYARETİMİZ

Talha GURBETÇİ

ANILAR
    İLK    İSTANBUL    ZİYARETİMİZ
    Bugün Sivas İMAM HATİP LİSESİ mezunu arkadaşlarla, İstanbul Ümraniyede  mütevazi bir  mekanda kahvaltı yaptık. Eskileri yad ettik. Sohbet ettik. Dertleştik. İlerleyen zamanlarda tekrar buluşabilmek dileğiyle, ayrıldık...
    Bu toplantı için; sabahın erken saatlerinde; Mimar Sinan Camiine sabah namazı için, gittiğimizde yolların, gayet sakin idi ve akıcı bir trafiğe şahit olmuştuk. Ancak, aynı trafik; namaz sonrası, kalabalıklaşmaya ve bazı yollar, sıkıntılı olmaya başlamıştı.
    Bir an, yıllar öncesine gittim. 1968 yılında ilk defa İSTANBUL'A  gelişimi hatırladım.  Sivas'tan, Babamızın demiryolu çalışanı olması nedeniyle; bizlere tanınan ücretsiz seyahat imkanından yararlanarak; Yaklaşık 27 saatlik bir yolculuktan sonra; İstanbul Haydarpaşa Garına ulaşmıştık. Amma ne yolculuk... Her anı, anlatılabilecek heyecanlarla, yeni tecrübelerle, yeni deneyimlerle, dopdolu olan; bir yolculuk...  Garın, O muhteşem   görünüşü; hep aklımdadır. Her inişimde; beni heyecanlandırır. Alır, beni İSTANBUL'A ilk geldiğim günlere götürür. İlk yaptığım iş; Deniz kenarına koşarak; denizi keşfetmek ve hareket eden, vapurların; arkalarından çıkardıkları beyaz köpükleri keyifle izlemek olmuştu. İskeleye yanaşmalarını  ve ayrılmalarını seyretmek, ayrı bir tutkuydu.
    O Zaman İstanbul'da nüfus iki buçuk milyonun biraz üzerinde idi.  O zaman bile; bizim için, çok kalabalık bir şehirdi. Annemin, Babamın hep elimdem tutarak; ''Aman oğlum dikkat et, kaybolursun''  uyarılarını, ziyaretimiz boyu; sıkça duyardık.  Çünkü, gerçekten ziyaret ettiğimiz yerler, kalabalıktı. Bazen, bu uyarıların, şiddeti artardı.  Eminönünün, boğucu kalabalığı, orada olan;  Mahmutpaşanın, Sebze Halinin ve Sirkecide yerleşmiş olan; ambarların sayesinde; çekilmez oluyordu. Yoldan geçen omuz atkılı hambalların uyarı mahiyetli haykırmalarını duymaz iseniz; Onlardan birinin hışmına uğramanız kaçınılmaz olurdu. 
    Boğaz köprüsü yoktu. Trafikte troylobüslerin olduğu zamanlardı. Kimi yerlerde; burunlu Belediye otobüsleri hizmet veriyordu. Karaköydeki TÜNEL görülmek istenen yerlerdendi. Banliyö trenlerinin kalabalığı anlatılacak gibi değildi. O zamanlar en fazla kullanılan toplu taşım araçları idi.
    Ailemle birlikte, Feneryolu İstasyonunun hemen yanında; babamın bir arkadaşının evinde misafir olmuştuk. O, yılların Fenerbahçe semti; gerçekten çok güzeldi. Bahçeli,  geniş avlulu yaşanası  köşkler. Bahçelerinde her çeşit çiçeklerin olduğu, meyva ağaçlarının, boy gösterdiği; seyretmeye doyamayacağınız bir manzara içerisinde; sıra, sıra köşkler...
    O günlerden, bir gün; Ailemle birlikte, Eyüb semtine gitmeye karar vermiştik. Daha sonraları ilerleyen yıllarda;  Şehrimizden İstanbula, defalarca geleceğim ve ziyaret edeceğim; Tarihi Haydarpaşa, garının önünden ilk defa vapura binerek; karşıya geçtik. Hala, o vapur yolculuğunda; yaşadığımız şaşkınlığı, hatırlar dururum.  Martılar ve vapurun sallanması; unutamadığım, keyifli anlardandı. Eminönünden, burunlu bir belediye otobüsüne binerek;  içimin, dışımın; birbirine karıştığı, gayet zahmetli bir yolculuktan sonra; Haliçin kenarından eski yolu kullanarak; Eyübe ulaştık. Oranın manevi havası; yorgunluğumuzu ve susuzluğumu, bize unutturmuştu.
    Başka bir ziyaretimiz, Bayrampaşa ve sağmalcılar, civarı olmuştu. O yılların, gerçekliği ile; bu yılların Bayrampaşasını değerlendirmek, ne mümkün? Fatih camii ve Sultanahmet Camii ziyaretlerimiz, coşkulu ve heyecanlı idi. O günün bana göre ihtişamlı olan durumlarından bir tanesi; Galata köprüsünün üzerinde yürümek idi. Deniz üzerindeki, muhteşem ve heybetli görünüşlü gemilerin; dikkatinizi çekmemesi mümkün değildi.
    İstanbulun simgesi olan; Kız kulesini, ancak; denizden vapurlarla geçerken görebilmiştik. Henüz deniz kenarı doldurularak; yol olarak, kullanılmıyordu. İlk defa kalabalık bir şekilde; turist kafilesi ile tanışmamız da; bu gezimiz esnasında olmuştu. İstiklal caddesi ve Taksim meydanı, görmek istediğimiz yerlerdendi. Taksimden, aşağıya doğru yürüyerek, inerken; O günkü adı ile; Mithatpaşa stadı solumuzda kalıyordu. Dolmabahçe sarayını, sadece dışarıdan görmemiz bile; hayret etmemiz için; yeterli idi. Tekrar, Üsküdara dönüşümüz; çocukluık bakışımıza göre; yarısı suyun içerisinde olan ve beni ürküten motor  ile olmuştu. Küçücük motorlar; karşıdan, karşıya taşımacılık yapıyordu.
    Dönüş günümüzde; Haydarpaşa garından ayrılırken; içimi çok karışık duyguların kapladığından emindim. Belki o gün; İçime bu şehri defalarca ziyaret edeceğim doğmuştu.  Gerçekten de; benim hayatımın vazgeçilmezlerinden oldu. Bu şehri çok sevmiştim.  İlerleyen yıllarımda; Dostlarıma'' Bu şehir için; Benim sevgilim diyordum.'' Nasıl demez ki, insan;  Yüce Peygamberin övgüsüne nail olmuş, bir şehir. Osmanlının, Dünyaya hükmettiği yılların başkenti... O, nedenle yeri hep ayrıdır... Değeri her zaman fazladır... Cazibesini ve    çekiciliğini hep koruyacaktır.
    

 

  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
    UYARI: Dikkat! Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖZEL İÇERİK
  • Özel İçerik
1/20
ÜYE İŞLEMLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Sivas Bülteni | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 505 152 45 78